Başarısızlık mı, deneyim mi?

📍Başarısızlık mı, deneyim mi?

Bu, benim bir koç olarak kendimi en yakın hissettiğim sorulardan biri.

Çocuklar emekleye emekleye yürümeye ve koşmaya başlarlar. Bisiklete bindiğinde önce dengede durmayı öğrenirsin. Kalemle yazı yazarken silgiyi de yanımızda tutarız. Bunlar gibi hayatımızdan birçok “başarısızlık” örneği bulabiliriz. Fakat bunlar gerçekten başarısızlık olarak değerlendirilir mi? 🔎

Tabii bir şeyi yapamama hali hepimizde bir şekilde vardır. Öğrenme olarak adlandırdığımız süreç de tam bu noktada başlar. Bize yeni veya farklı gelen bir şeyde ilerlemeyi öğreniriz. Eksik yaptığımızı bir gelişim fırsatı olarak görür ve yola doğrusunu bulduğumuz şekilde devam ederiz. Böyle düşündüğümüzde bakış açısı hemen değişmeye başlıyor. Bu bakış açısından uzaklaştığımızda ise hata yapmamak için ilerleyebileceğimiz yolları baştan reddederiz. Bu da bizi kendi yaşamımızı kısıtladığımız bir yere taşır. 

🗺️ Çözüm odaklı bakış açısı bu sebeplerden dolayı oldukça önemli. Bir işe tabii ki başaramamak üzere çıkmayız; ama bir işi en iyi şekilde yapmak odağımızdır. Bundan dolayı geçmişten bugüne oluşan bilgi kaynaklarını ve yöntemleri takip ederiz. Eğer bir yerde tıkanırsak merakla keşfetmek, öğrenmeye açık olmak ve deneyimlerimizi yanımıza alarak ilerlemek bize yardımcı olur. Merak, sadece insanların değil, bütün canlıların motivasyon kaynaklarından biridir ve o olmadan o yola bile tam olarak başlayamayız. 

Yeni öne çıkan yetkinliklere baktığımızda da meraklı olmak, kararlılık ve yaratıcı düşünme ilk sıralarda yer alıyor. Bir sorunun nedenine odaklandığımızda çözümden çok sorunda vakit geçiriyor ve ilerlemeyi yavaşlatıyoruz. Tabii ki sorunu kenara bırakamayız ama bir sonraki seferde daha kolay ilerlemek için sorun ve çözümle beraber çalışmamız gerekiyor. Sorunu anlayıp çözümle bağladığımız an, sorun bir deneyim oluyor. 🌱

Bu yazının ilham kaynağı olan Kintsugi sanatı ve felsefesinden devam edersek; önemli olan, bir vazonun kırılmasının onu kullanılmaz hale getirmemesidir. Onu tekrar nasıl birleştirdiğimiz, ona yeni anlamlar katar. Vazo aynı olmaz ama çöpe de gitmez. Bu sanatı anlamlı yapan da onu birden sıfıra indirmemesi; aksine başka bir hâle, yeni bir “iki”ye dönüştürmesidir. ✨

Değişim ve dönüşüm hayatlarımızın en ön plandaki kavramları ve onları doğamızdan ayıramayız.

Serra 🌸

Yaratmak ve Tasarlamak

Yaratıcılık sizin için nedir?

Özellikle neler olduğunda kendinizi yaratıcı hissediyorsunuz?

Yazıya başlamadan önce yaratıcılık kavramının birçok yerden bakılabilecek bir şey olduğunu fark ettim. Aklımdaki ilk tanım, bir sanatçının eserlerini yapması gibi, daha çok özgünlüğe yakın bir yerdeydi. Sonra bir şeyi tasarlıyor olma hali daha çok dikkatimi çekti ve bugünkü odaklanacağım noktayı buldum. Aslında konuya çok da birbirinden ayrı noktalardan yaklaşmıyorum ama galiba tanımların içindeki kelimeler öyle bir hava yaratıyor. Belki de yazıyı daha sade bir dille yazmak istediğim için kelime sayısı fazla geliyor. Kelimelerin farklı kullanım alanları da düşüncemi destekliyor. Girişi uzatmadan, izninizle konuya “tasarım yapmak” bakış açısından devam etmek istiyorum. ☺️

Tasarlamak nedir?

TDK’ya göre tasarlamak, “Bir şeyin nasıl gerçekleşebileceğini zihinde hazırlamak, zihinde kurmak; düşünmek”. Bu süreç sonunda ortaya çıkan şey de özgün ve daha somut bir sonuç. Bu yazı ve paylaşılan tüm içeriklerin oluşum süreçleri buna iyi bir örnek olabilir. Daha geniş bir açıdan bakarsak, hayatlarımızı yaşama şekillerimiz de aslında bir tasarlama hali. Neleri sevip sevmediğimizi ve gözlemlerimizi birleştirerek yapacaklarımızı tasarlıyoruz. Böylece rutinlerimizi, iş alanlarımızı ve hobilerimizi oluşturuyoruz. Sevmediğimiz veya daha fazla fayda sağlayacak yeni şeyler keşfettiğimizde de düzeltmeler yapıyoruz. 

Hayatlarımızı ihtiyacımız olduğunda nasıl düzenleriz?

Kendimizi daha fazla tanıyarak, değişim veya dönüşüm ihtiyacı olduğunda hayatlarımızı daha kolay düzenleriz. Bu, yaşam boyu sürecek ve sonu olmayan bir süreç. Değişimin doğasıyla bağlantılı olarak, değişim durmaz. Karşımıza hep yeni ve merak ettiğimiz şeyler çıkar ve önemli olan nasıl cevap verdiğimizdir. Kendimizi bunlar sayesinde daha fazla tanırız. Deneyimlerimiz bize ayna olur. Nasıl keyifliyken gülümsüyorsak, diğer hislerimizi de deneyimlerimiz aracılığıyla anlayabiliriz. Bu farkındalıkların daha kalıcı olmasını istiyorsak, günlük tutabilir veya hatırlatıcılar belirleyebiliriz.

Yaratıcılık, çok geniş bir alana sahip bir kavram ve yansımalarını da aynı şekilde görebiliriz. Bir resim çizerken nasıl renkleri dikkatle seçiyorsak, hayatımızı da benzer şekillerde tasarlayabiliriz. İşimiz, keyif aldığımız alanlar ve rutinler, bu süreçteki en önemli araçlarımızdır.

Siz yaratıcılık hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce hayatı tasarlamak için ihtiyaçlarınız neler?

İnsan ve Büyük Resim

Çağ, teknoloji ve iletişim şekilleri değiştikçe kavramlar da değişimi takip etmeye başlıyor. Merak ve keşif gibi yeniye ilgi duyan kavramlar da bu nedenle daha ön plana çıkıyor. Bu kavramlara esneklik ve benzeri arkadaşları da katılıyor. Bunlarla birlikte liderlik ve takım olmaya dair yeni bakış açıları geliştiriyoruz. Kolektif düşüncenin önemi arttıkça, büyük resmin hem parçası hem de belirleyicisi olmak daha değerli hale geliyor. Önceden ben, sen ve biz gibi özneler daha ön plandayken, şimdi resme “öteki” de giriyor.

Öteki kimdir? Tanımadığımız ve bilmediğimiz öteki neden önemli?

Öteki, dolaylı da olsa etki ettiğimiz gruptur. Başka bir deyişle, attığımız adımların etkilediği, tanımadığımız kişilerdir. İnsan, bir sevgi ve iletişim varlığıdır. Doğamız gereği, farkında olmasak bile göle attığımız küçük bir taşla dalgalar yaratırız. İletişim halinde olmak, özelliklerimizden bağımsız olarak öteki ve yakınlarımızla kesiştiğimiz bir kümedir.

Büyük resimde neler yaparsak olumlu etkilerimiz olur?

Bir şey yaparken olası etkilerini önceden düşünürsek, olumsuz birçok şeyin önüne bir parça bile olsa geçebiliriz. Bu, yeni bir ürün tasarlamak ya da bir proje yönetmek olabilir. Bunlarla beraber bir çok odaklandığımız şey de örnek olabilir. Önemli olan yalnızca bir hedefe ulaşmak değil, aynı zamanda diğerleri ile bağlantılı olduğumuz resimde nelere etki edeceğimizi de düşünmektir.

Örneğin, iklim konusundan devam edersek, artık doğa dostu ürünler daha fazla ön plana çıkmaya başladı. Giydiğimiz kıyafetlerden başlayarak pek çok satın aldığımız eşyanın nasıl üretildiğini daha fazla araştırıyoruz. Ürünün nasıl test edildiği ve hangi fabrikada üretildiği en çok dikkat edilen etkenlerden biri haline geldi.

Özetlemek gerekirse:

Artık daha kolektif bir düşüncenin parçasıyız. Sadece kendimizle olan değil, resimde yer alan ve bizden etkilenebilecek ötekilerle de iletişimimiz önemli. Bu dengeyi kurduğumuz sürece, yazının başında da belirttiğim gibi, merak etmek ve keşfetme isteğimizle hem büyük resmin parçası hem de etkili bir belirleyicisi oluruz. Yeniye uyum sağlamak, sonsuz bir gelişim kaynağı ve bunu sürdürmek bizi güçlü kılıyor.