Authenticity

If I asked you to draw a circle on an A4 paper, how would you do it?

How would you hold the paper, and how much of the page would you use?

Now imagine this question being asked in a crowded place, with pen and paper handed to you. Then imagine those papers being pinned to a wall. I believe you’d see many circles that, while similar, show subtle differences. Picture yourself looking at that wall, and then another question is asked:
“Which of these is not a circle?”
The answer is simple: none of them. That’s exactly what authenticity is. A group of different circles on a wall. Even if the space used and the way the paper is handled vary, the first thing you’ll notice when you look at that wall is a series of circles side by side.

Why is authenticity important?

Authenticity is one of the core traits that make us who we are. It’s a sign of our strengths and of the things that bring us joy. That’s why the world of art is so vibrant and inclusive. Artists who express themselves in different ways offer a rich and colorful world to those who engage with their work.

But one of the most important aspects is how these artists become recognized. Just like in every area of life, those who discover and remain true to their authentic voice are the ones who stand out.

This is also what distinguishes people from one another and adds richness to the bigger picture. If we were all the same, we’d become part of a dull, monochromatic whole. No one around us would stand out, and we’d all walk the same path in the same way. That path, in turn, would have limited potential for growth.

But in a picture where different paths exist, a sense of curiosity and exploration emerges. When you see something different on a nearby road, you get the chance to revise your own map. Maybe you’ll add new trees or take something away.
To me, that’s a beautiful kind of freedom.

How does one become truly authentic?
By getting to know yourself better. I know this is a short and simple answer, but it truly captures the essence. Knowing what brings you joy and what you’re naturally good at is deeply valuable. Of course, these things can change over time, but even the intention to know yourself better is. Asking yourself questions like these helps reveal how you’re growing and evolving:

  • “What have I been enjoying doing lately?”
  • “Which of my skills can I use more in this area?”
  • “Which of the skills I have do I use the most these days?”

Self-compassion and awareness will serve you more than you might expect.

Yaşam-Odaklı Bakış Açısı

“Her sistem yeteri kadar bilgi işlediği zaman zeka üretiyor.” 

Türker Kılıç’ın yaşamdaşlık kavramı hakkında yazı yazmayı planlarken böyle özetleyici bir alıntı karşıma çıkınca yazıma böyle başlamam gerektiğini düşündüm. Bir cümle hem konuyu hem de kendini bu kadar net anlatabilirdi. Yaşamdaşlık kültürü benim en çok sevdiğim kültürlerden biri. Hem koç hem de sıkı bir doğa sever olarak bu kültürü merkezime koymam da çok doğal. Her sistem bütün ve parçalarından oluşuyor ve bu ailenin çok güçlü bir iç ilişkisi var. Her üyenin kendi ve bütüne dair bir sesi var. Büyük resimde üyeleri görüyoruz ama aslında gördüğümüz bir aile kültürü. (Kılıç) Bu kültür nasıl oluşuyor ve önemli noktalar neler? Bu yazıda tam da bu konuya odaklanmak istiyorum.

Demin aile benzetmesini kullandım ama kendi çıkış noktalarımdan biri olan doğadan bahsetmemek de odak dışına çıkmak olabilir. Doğa ve yaşamı birbirinden de ayıramayız. Biz insanlar da yaşamın diğer canlılar kadar parçası ve dönüştüren güçlerinden birisiyiz. Bu da yaşamdaşlık kültürüne bağlı olarak türler arası eşitliği getiriyor. (Kılıç)

Bu eşitlik nasıl oluyor ve etkileri neler?

Türker Kılıç insan odaklı yaklaşımdan yaşam odaklı yaklaşıma geçişin önemini anlatıyor. Biz insanlar olarak dünya tarihinin büyük bir kısmını insan odaklı yaklaşımla şekillendirdik ve bu, seçeceğimiz en iyi yoldu. Fakat artık resimde eksiklikler var ve bu boşluklar ancak yeni bir bakış açısıyla dolar. Sayın Kılıç’ın söylediği gibi sadece teldeki kuşlara bakmaktan, diğer kuşlarla olan ilişkilerine de bakmak gerekiyor. (Kılıç)

Bağlantısallık nedir?

Bağlantısallık, tümden gelim ve tümevarım yaklaşımlarının birleşimi. Başka bir deyişle, aynı anda büyük resmin kendisi ve parçasıyız. Yaşam, en büyük bilgi ağı ve zeka yaşama ait bir şey. (Kılıç)

İnsan bu resimde nerede?

Aslında bu sorudan daha büyük bir soruyu yazmak istiyorum: Bağlantısallık nasıl bir kültür ve nasıl var olur? Başlangıç noktaları merak, iyilik ve yaratıcılık. Merak, özellikle son zamanlarda üstüne çok araştırma ve gözlem yapılan kavramlardan biri. Yeni dünyanın neredeyse her alanında merak etme kavramı sıkça kullanılıyor. (Kılıç) Hatta merak etmek ve keşfetmek, büyürken farkında olmadan kullandığımız taraflarımız. Çocukları ve bir şeyleri ilk defa deneyimlediklerini düşünün; yüz ifadeleri ve sesleri hemen değişiyor. Keyif aldıkları şeyleri ve kendi alanlarını oluşturmaya başlıyorlar. Bu da zamanla kişinin kendi özgünlüğünü yaratması anlamına geliyor. İnsan da bu şekilde demin bahsettiğim büyük resmi şekillendiriyor.

Bu yazıyı okurken siz neler düşündünüz? Sizin büyük resimde nasıl bir rolünüz var? Sizce insanlar daha başka neler yaparsa resimdeki ilişkiler güçlenir?

Kaynakça

Kılıç, Türker. “Yeni Bilim: Bağlantısallık – Yeni Kültür: Yaşamdaşlık.” YouTube, konuşmacı Türker Kılıç, TEDxReset, 2022, www.youtube.com/watch?v=lqNrrQKsu7U.

Curiosity

Before I began writing this piece, I started researching 21st-century skills. As I explored the resources I found helpful, I realized I could approach this topic from a broader perspective—and decided to save the 21st-century skills for another article. ✍️

Now, returning to the theme in the title and visual: curiosity, in my opinion, is one of the most essential and timeless qualities.

As centuries pass, sources and perspectives evolve with new disciplines and current issues. Yet the work of curious minds remains timeless. Whenever I think of curiosity, I think of figures like Leonardo da Vinci and Hezarfen Ahmed Çelebi—people who emerged long before the technological advancements we have today. I begin to wonder, “What would the world be like if they had never lived?” and I find myself searching for answers to such questions.

These kinds of questions rarely have just one answer. Just like the ripples created when a stone hits the surface of a lake vary depending on where it lands, the reflections of the world shift with each different impact. Of course, in a world where concepts like lifelong learning still hold importance, it’s not just about maintaining what exists—it’s also about how we move forward from where we are. Time and life flow like a river… That’s why we should focus on keeping this river flowing, and hopefully, inspiring those who come after us along the way. 💭

To wrap up, curiosity shapes world history. It encourages people to explore new things. The discoveries and creations it drives—those that bring ease, open up new fields, and leave lasting impressions—become valuable resources for shaping the future.

As I close this piece, I want to leave you with a forward-looking question:

100 years from now, what kind of discovery would you like to be remembered for?

In which field, and with what kind of impact, would that discovery need to have for you to consider it a success? 🌱✨

Koçluk ve Anlam Bulmak

Geçtiğimiz haftalarda, ICF Koçluk Haftası kapsamında Simon Sinek ve “Neden ile Başla” kitabını daha yakından tanıma fırsatı buldum. Not defterime keyifle birçok not aldım. Koçluk yolculuğuma Erickson Koçluğu ile başlamış biri olarak, amaç ve değer odaklı yaklaşım doğal olarak hemen dikkatimi çekti. Koçluk yaparken ve günlük yaşamımda hem kendime hem de çevreme bu pencereden bakmak bana hiç de yabancı değil. Hatta, koçluk şapkamın en sevdiğim yönlerinden biri diyebilirim.

Konferansın üzerinden biraz zaman geçtikten sonra konuya yeniden döndüm ve başka hangi noktaların da bana bu kadar yakın olduğunu fark etmeye çalıştım. Bu yazıda, Ercüment Büyükşener’in konuşmasından aldığım notları ve sonrasında üzerine düşündüğüm bazı eklemeleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Konuya dair sizin de paylaşmak istedikleriniz olursa büyük bir keyifle okuyup yanıtlayacağımı belirtmek isterim. 🙂

Dijital dönüşümün ivmesi her geçen gün daha da artıyor. Bir zamanlar hayal gibi görünen birçok gelişme ya çoktan gerçekleşti ya da çok yakın bir gelecekte hayatımıza girmeye hazırlanıyor. Bu dönüşümün yaşamda birçok pratiklik sağlayacağını düşünürken, sürecin aynı zamanda farklı açılardan da yönetilmesi gerektiğine inanıyorum. Yaratıcılık, özgünlük ve yeniliğe açık olmak artık hiç olmadığı kadar önemli. Bu üç kavramın ortak noktalarından biri ise içsel motivasyonlarımızı keşfetmek.

Değer verdiğimiz ve sevdiğimiz şeyleri fark etmek bizi daha güçlü bireyler haline getiriyor. Burada söz konusu olan güç, fizikselden çok zihinsel bir kuvvet. Değişim bir nehir gibi sürekli akarken, bu nehirde nasıl durduğumuz ve nasıl büyüyeceğimiz, bu içsel güçle doğrudan ilişkili. Özgünlük de bu gücün temel kaynaklarından biri. Kendi güçlü yönlerimizi ve gelişim alanlarımızı tanımak, köklerimizi daha da sağlamlaştırıyor.

Simon Sinek’in Altın Çember modeli, tam da bu noktada içsel motivasyona ışık tutuyor. “Neden?”, “Nasıl?” ve “Ne?” sorularını sırasıyla ele alan bu model; geleceğe odaklanmayı, anlamı bulmayı ve değerlerle hizalanmaya yardımcı oluyor.

Peki, koçluk ile Altın Çember modeli tam olarak nasıl bağlantılı?

Erickson Koçluğu’nda en sık kullanılan sorulardan biri şudur: “Bunun senin için değeri nedir?” Bu soru, sürecin akışına göre farklı biçimlerde sorulsa da özü hep aynıdır: müşteriye değerlerini fark ettirmek. Bir şeyin sizin için ne anlama geldiğini bilirseniz, ona odaklanmanız çok daha kolay olur. Bu anlam farkındalığı, Altın Çember modelindeki ikinci adım olan “Nasıl?” sorusunu daha hızlı geçmenizi sağlar ve üçüncü adım olan “Ne?” sorusuna alan açar.

Bütün bunlar sadece bir anlam farkındalığı ile olur.

Gözlerinizi kapatıp sizin için anlamlı olan ve olmayan şeyleri düşünün. İç sesiniz size neler söylüyor? Hisleriniz nasıl değişiyor? Anlam, sizi bir alanda tutan köklerden biridir. Hatta bana göre, bir ağacın köklerinin tümü gibidir. Kökler, nereye ve nasıl uzanacağına, hangi besinleri ağaca taşıyacağına karar verir. Tıpkı anlamın bize yön verdiği gibi. Nasıl ki anlamsız bir yaşam düşünülemezse, sizin için anlam taşımayan her adım da bir noktada son bulur.

Bu noktada, sizinle kendime sıkça sorduğum bir soruyu paylaşmak istiyorum: “Bunun benim için değeri nedir?”

Bu soruyu yaşamınızın birçok alanında kendinize sorabilirsiniz. Çünkü siz, Milton Erickson’ın da dediği gibi, tam ve bütünsünüz. Ve sizin için en doğru cevaplar, zaten sizde. 🙂

Kaynaklar

Sinek, Simon. Neden ile Başla: Büyük Liderler İnsanlara Nasıl İlham Verirler? Translated by Sevgi Şen, Arıtan Yayınevi, 2022.

Merak Etmek

Bu yazıya başlamadan önce 21. yüzyıl yetkinliklerini araştırmaya başladım. Faydalı bulduğum kaynaklara göz atarken, bu yazıyı daha geniş bir bakış açısıyla yazabileceğimi düşündüm ve 21. yüzyıl yetkinliklerini başka bir yazının konusu olarak not aldım. ✍️ Başlıkta ve görselde yer alan konuya dönersem; merak etmek, bence en önemli ve zamansız yönlerden biri.

Yüzyıllar geçtikçe bu kaynaklar ve bakış açıları, yeni disiplinler ve gündemlerle değişiyor; meraklı insanların çalışmaları ise zamansız kalıyor. Merak duygusunu her düşündüğümde, teknoloji bu kadar ilerlememişken ortaya çıkan Leonardo Da Vinci ve Hezarfen Ahmed Çelebi gibi isimler geliyor aklıma. “Onlar olmasaydı dünya nasıl bir yer olurdu?” gibi sorular da zihnimde dönmeye başlıyor ve bu sorulara çeşitli cevaplar arıyorum.

Bu ve benzeri soruların cevapları genellikle tek bir tane olmuyor. Göle atılan bir taşın oluşturduğu halkalar nasıl farklıysa, taş farklı bir yere atıldığında dünyanın yansımaları da yalnızca tahmin edilebiliyor. Elbette, yaşam boyu öğrenme gibi kavramların varlığını sürdürdüğü bu dünyada önemli olan sadece olanı devam ettirmek değil, varılan noktadan nasıl ilerlendiği. Zaman ve hayat ileriye akan bir nehir gibi… Bu nedenle odaklanmamız gereken, bu nehrin akışını sürdürmek ve bu süreci yaşarken sonradan gelenlere ilham verebilmek. 💭

Yazıyı toparlamak gerekirse; merak, dünya tarihini şekillendiriyor. İnsanları yeni şeyler keşfetmeye teşvik ediyor. Kolaylık sağlayan, yeni alanlar açan ve kalıcı etkiler bırakan keşifler ve çalışmalar, bugün geleceği planlarken değerli kaynaklar haline geliyor.

Yazımı bitirirken size ileriye dönük bir soru sormak istiyorum:

Bundan 100 yıl sonra nasıl bir keşifle anılmak istersiniz?

Bu keşfin hangi alanda ve nasıl bir etkisi olursa, başarılı olduğunu düşünürsünüz? 🌱✨

Yaratmak ve Tasarlamak

Yaratıcılık sizin için nedir?

Özellikle neler olduğunda kendinizi yaratıcı hissediyorsunuz?

Yazıya başlamadan önce yaratıcılık kavramının birçok yerden bakılabilecek bir şey olduğunu fark ettim. Aklımdaki ilk tanım, bir sanatçının eserlerini yapması gibi, daha çok özgünlüğe yakın bir yerdeydi. Sonra bir şeyi tasarlıyor olma hali daha çok dikkatimi çekti ve bugünkü odaklanacağım noktayı buldum. Aslında konuya çok da birbirinden ayrı noktalardan yaklaşmıyorum ama galiba tanımların içindeki kelimeler öyle bir hava yaratıyor. Belki de yazıyı daha sade bir dille yazmak istediğim için kelime sayısı fazla geliyor. Kelimelerin farklı kullanım alanları da düşüncemi destekliyor. Girişi uzatmadan, izninizle konuya “tasarım yapmak” bakış açısından devam etmek istiyorum. ☺️

Tasarlamak nedir?

TDK’ya göre tasarlamak, “Bir şeyin nasıl gerçekleşebileceğini zihinde hazırlamak, zihinde kurmak; düşünmek”. Bu süreç sonunda ortaya çıkan şey de özgün ve daha somut bir sonuç. Bu yazı ve paylaşılan tüm içeriklerin oluşum süreçleri buna iyi bir örnek olabilir. Daha geniş bir açıdan bakarsak, hayatlarımızı yaşama şekillerimiz de aslında bir tasarlama hali. Neleri sevip sevmediğimizi ve gözlemlerimizi birleştirerek yapacaklarımızı tasarlıyoruz. Böylece rutinlerimizi, iş alanlarımızı ve hobilerimizi oluşturuyoruz. Sevmediğimiz veya daha fazla fayda sağlayacak yeni şeyler keşfettiğimizde de düzeltmeler yapıyoruz. 

Hayatlarımızı ihtiyacımız olduğunda nasıl düzenleriz?

Kendimizi daha fazla tanıyarak, değişim veya dönüşüm ihtiyacı olduğunda hayatlarımızı daha kolay düzenleriz. Bu, yaşam boyu sürecek ve sonu olmayan bir süreç. Değişimin doğasıyla bağlantılı olarak, değişim durmaz. Karşımıza hep yeni ve merak ettiğimiz şeyler çıkar ve önemli olan nasıl cevap verdiğimizdir. Kendimizi bunlar sayesinde daha fazla tanırız. Deneyimlerimiz bize ayna olur. Nasıl keyifliyken gülümsüyorsak, diğer hislerimizi de deneyimlerimiz aracılığıyla anlayabiliriz. Bu farkındalıkların daha kalıcı olmasını istiyorsak, günlük tutabilir veya hatırlatıcılar belirleyebiliriz.

Yaratıcılık, çok geniş bir alana sahip bir kavram ve yansımalarını da aynı şekilde görebiliriz. Bir resim çizerken nasıl renkleri dikkatle seçiyorsak, hayatımızı da benzer şekillerde tasarlayabiliriz. İşimiz, keyif aldığımız alanlar ve rutinler, bu süreçteki en önemli araçlarımızdır.

Siz yaratıcılık hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce hayatı tasarlamak için ihtiyaçlarınız neler?

Özgünlük

Sizden A4 kâğıda bir yuvarlak çizmenizi istesem nasıl çizersiniz?

Kâğıdı nasıl tutar ve sayfanın ne kadarını kullanırsınız?

Kalabalık bir yerde bu sorunun size kalem ve kâğıt verilerek sorulduğunu düşünün. Sonra da o kâğıtların bir duvara asıldığını gözünüzde canlandırın. Karşınızda benzer olsa bile farklılıklar gösteren birçok yuvarlak olacağını düşünüyorum. Tam o duvara bakarken bir sorunun daha sorulduğunu hayal edin: “Bunlardan hangisi yuvarlak değildir?” Cevap çok kolay; hiçbiri.

Özgünlük tam da böyle bir şey.

Farklı yuvarlakların bir duvarda asılı olması. Kullanılan alanlar ve kâğıt kullanım şekilleri aynı olmasa bile, oraya baktığınızda ilk göreceğiniz detay birden çok yuvarlağın yan yana duruyor olmasıdır.

Özgünlük neden önemli?

Özgünlük, bizi biz yapan kavramlardan biridir. Güçlü yönlerimizi ve keyif aldığımız alanları da gösteren işaretlerden biridir. Bu yüzden sanat dünyası bu kadar renkli ve çeşitlidir. Farklı tarzlarda kendini ifade eden sanatçılar, sanatseverlere çok zengin bir dünya sunar.

Fakat burada en önemli noktalardan biri, sanatçıların tanınırlığını nasıl sağladığıdır. Hayatın her alanında olduğu gibi, kendi güçlü ifade şekillerini keşfetmiş ve devam ettirenler tanınır hâle gelir.

İnsanları da birbirinden ayıran ve büyük resimde zenginlik sağlayan şeylerden biri budur. Hepimiz aynı olsak, tek renkli ve sıkıcı bir bütünün parçası oluruz. O zaman yanımızdaki hiç kimse dikkatimizi çekmez ve aynı yolda, aynı şekilde yürümeye devam ederiz. O yolun büyüme potansiyeli de bir o kadar azalır.

Daha farklı yolların olduğu bir resimde ise merak ve keşif hissi uyanır. Yandaki yolda gördüğünüzden daha farklı bir şey gördüğünüzde, haritanızı değiştirme şansınız olur. Belki yeni ağaçlar ekler ya da olan bir şeyi azaltırsınız. Bu, bence çok güzel bir özgürlük.

Nasıl özgün olunur?

Kendinizi daha fazla tanıyarak.

Çok kısa ve net bir cevap yazdığımı farkındayım ama tam olarak bu cümle konuyu özetleyebilir. Nelerden keyif aldığınızı ve neleri daha iyi yaptığınızı bilmek çok faydalıdır.

Tabii, bunlar zamanla değişebilir ama kendimizi tanıma isteğimiz bile çok değerlidir. Kendimize şu soruları sormamız yaşadığımız değişimleri de bize gösterir:

  • “Ben son zamanlarda neleri yapmaktan keyif alıyorum?”
  • “Bu alanda özellikle hangi yeteneklerimi kullanabilirim?”
  • “Hangi yetkinliklere daha fazla sahibim?”

Öz-şefkat ve farkındalık, size düşündüğünüzden çok daha fazla yardımcı olacaktır.

Yeni Dünya ve Esneklik

Şimdiden 20 yıl önceye baktığınızda teknoloji ne kadar hayatınızdaydı? Bugünden ne kadar ve nasıl farklıydı?

Bu soru bana sorulsa, bir teknoloji uzmanı olmadığım için sadece kendi deneyimlerimden yola çıkarak cevaplayabilirim. Daha çok ev telefonunu kullanır ve bilgisayarda daha az vakit geçirirdim. SMS ve MMS ile mesajlaşırdık. Telefonda yılan oyunu oynardım. Müzik dinlemek için MP3 çalarım vardı.

10 yıl sonrasına gidersem, laptopum vardı ve okul için işlerimi onda hallederdim. Akıllı telefonum ve tabletimle daha mobil olabiliyordum. İnternette daha çok araştırma yapıyor ve aynı akıllı telefonumdan müzik dinliyordum.

Şimdiki zamana geldiğimde ise soru değişiyor. Şimdi, “Son zamanlarda teknoloji ile nasıl bir ilişkiniz var? Hangi alanlarda nasıl kullanıyorsunuz?” gibi bir soruya dönüşüyor. Cevabı da çok daha uzun ve detaylı. Başka bir noktadan da bakarsak, ivme artıyor. Bugünlerde makine öğrenmesi ve yapay zeka her şekilde hayatımızı şekillendiriyor. Buradan da değişimin kaçınılmaz bir şey olduğunu tekrar görebiliyoruz.

Biz bu değişimle ne kadar uyumlanıyoruz?

Bence bu sorulabilecek sorulardan biri. Değişim durmayacak ve alanlarını genişlettiği senaryoda biz insanlar da onunla uyumlanmalıyız.

Peki, nasıl daha kolay uyumlanırız?

Esnek olarak ve değişimi bir gelişim fırsatı olarak görüp bir noktasından hayatımıza katarak. İş dünyası, sosyal hayat ve birçok alanda teknoloji sağladığı kolaylıklarla yerini güçlendiriyor. Eskiden bir şeyi 10 adımda tamamlarken artık 5 adımda çok daha kolay bir şekilde yapabiliyoruz. Tabii bunu dengede ve ihtiyaca göre kullanmamız daha sağlıklı olur. Fazla ve hızlı tüketim, teknolojinin sosyal doğamızı etkilemesine de yol açabilir. İnsan olarak sosyal bağların bize ne kadar iyi geldiğini her zaman hatırlamak fayda sağlayacaktır. Hem diğer insanlar hem de diğer canlılarla ilişkimizi iyi tutarak değişim ve dönüşümü olumlu yönde şekillendirebiliriz.

İnsan ve Büyük Resim

Çağ, teknoloji ve iletişim şekilleri değiştikçe kavramlar da değişimi takip etmeye başlıyor. Merak ve keşif gibi yeniye ilgi duyan kavramlar da bu nedenle daha ön plana çıkıyor. Bu kavramlara esneklik ve benzeri arkadaşları da katılıyor. Bunlarla birlikte liderlik ve takım olmaya dair yeni bakış açıları geliştiriyoruz. Kolektif düşüncenin önemi arttıkça, büyük resmin hem parçası hem de belirleyicisi olmak daha değerli hale geliyor. Önceden ben, sen ve biz gibi özneler daha ön plandayken, şimdi resme “öteki” de giriyor.

Öteki kimdir? Tanımadığımız ve bilmediğimiz öteki neden önemli?

Öteki, dolaylı da olsa etki ettiğimiz gruptur. Başka bir deyişle, attığımız adımların etkilediği, tanımadığımız kişilerdir. İnsan, bir sevgi ve iletişim varlığıdır. Doğamız gereği, farkında olmasak bile göle attığımız küçük bir taşla dalgalar yaratırız. İletişim halinde olmak, özelliklerimizden bağımsız olarak öteki ve yakınlarımızla kesiştiğimiz bir kümedir.

Büyük resimde neler yaparsak olumlu etkilerimiz olur?

Bir şey yaparken olası etkilerini önceden düşünürsek, olumsuz birçok şeyin önüne bir parça bile olsa geçebiliriz. Bu, yeni bir ürün tasarlamak ya da bir proje yönetmek olabilir. Bunlarla beraber bir çok odaklandığımız şey de örnek olabilir. Önemli olan yalnızca bir hedefe ulaşmak değil, aynı zamanda diğerleri ile bağlantılı olduğumuz resimde nelere etki edeceğimizi de düşünmektir.

Örneğin, iklim konusundan devam edersek, artık doğa dostu ürünler daha fazla ön plana çıkmaya başladı. Giydiğimiz kıyafetlerden başlayarak pek çok satın aldığımız eşyanın nasıl üretildiğini daha fazla araştırıyoruz. Ürünün nasıl test edildiği ve hangi fabrikada üretildiği en çok dikkat edilen etkenlerden biri haline geldi.

Özetlemek gerekirse:

Artık daha kolektif bir düşüncenin parçasıyız. Sadece kendimizle olan değil, resimde yer alan ve bizden etkilenebilecek ötekilerle de iletişimimiz önemli. Bu dengeyi kurduğumuz sürece, yazının başında da belirttiğim gibi, merak etmek ve keşfetme isteğimizle hem büyük resmin parçası hem de etkili bir belirleyicisi oluruz. Yeniye uyum sağlamak, sonsuz bir gelişim kaynağı ve bunu sürdürmek bizi güçlü kılıyor.

Üretkenlik

Çalışırken veya bir şeye odaklanırken neler size kendinizi üretken hissettiriyor?

Nasıl daha fazla üretken olursunuz?

Üretkenlik, iş hayatında en sık duyduğum kavramlardan biri. Bu yazıyı yazarken, çalışmak ve üretken olmayı nasıl karşılaştırabilirim diye düşünmeye başladım. İkisini kıyasladığımda aralarında bazı farklılıklar olduğunu düşünüyorum. Tabii ki bunlar benim bakış açım ve size farklı gelen noktalar varsa lütfen paylaşın, böylece konuyu daha kapsayıcı bir şekilde konuşabiliriz. 🌱

Çalışmak, üretken olmamız için attığımız bir adımdır. Yıllık, aylık ve haftalık belirlenen hedefler, iş dünyasının önemli parçalarından biridir ve bu hedefler üzerinden yapılan işin başarısı ölçülür. Ancak bu hedeflere ulaşıldığında, sürecin nasıl yönetildiği de büyük önem taşır. İş nasıl tamamlandı? Çalışanlar kendilerini nasıl hissettiler? Zaman nasıl yönetildi? Bu ve benzeri sorular, süreci anlamak açısından önemli bir rol oynar.

Sürecin bize söyledikleri neden önemli?

Çalışmak ve üretken olmak arasındaki farklar burada ortaya çıkıyor. Bir işi birçok şekilde tamamlayabiliriz; yorularak, sıkılarak, keyif alarak ya da yeni şeyler öğrenerek. Bunları belirleyen şey, sürecin bize anlattıklarıdır. Sürece odaklanmak, sonraki hedefler için sağlıklı ve olumlu bir alan yaratır. Sürecin değerlendirilmesi her zaman fayda sağlar, ancak bunu ne zaman ve nasıl yaptığımız, elde edeceğimiz etkiyi değiştirebilir.

Çalışma alanını tasarlamak, süreci takip etmek ve sonunda nasıl bir sonuç elde edildiğine bakmak, iş ve iş kültürü hakkında önemli bilgiler sunar. Kendi dinamiklerimizi esnek bir şekilde keşfetmek, bireysel ve ekip olarak daha verimli çalışma alışkanlıkları edinmemizi sağlar.

İyi zaman yönetimi ve keyif veren rutinler de bu süreci destekler. İhtiyaca göre mola vermek, çalışma şeklini değiştirmek ve kişisel motivasyonu artıran alışkanlıklar, hedeflere daha kolay ulaşmamıza yardımcı olur. Yorulmuş bir insan verimliliğini kaybeder ve performansı düşer.

Peki, siz kendi iş hayatınızı düşündüğünüzde bu kavramları nasıl tanımlıyorsunuz? Bu konuyla bağlantılı olarak aklınıza gelen başka kelimeler veya kavramlar var mı?