Bu ve benzeri soruları küçükken kendime sorardım. Son yıllarda özellikle belli kıyafetleri giydiğimi ve eşyaları daha çok aldığımı görünce, minimalizm konusu beynimde tekrar kendini ön plana çıkardı. Ben de bu sayede tekrar konuyu araştırmak ve bir yazı yazmak istedim.
Şimdi bir benzetme yapacak olsam, bu en sevdiğin kişiyle konuşmadan en sevdiği hediyeyi alabilmek olurdu. Bence minimalizm, ne sevdiğini, neyin sana en iyi geldiğini ve gelebileceğini bilmek. Tabi minimalizm sadece gardropta olan bir şey değil. Hayatın her alanında kullandığımız öncelik ve ihtiyaç dengesi.
Genel olarak minimalizmin tanımları neler?
Minimalizm, önceliklerimizi farketmemizde yardımcı olan bir düşünce sistemi. Değer verdiğimiz şeyleri ön plana çıkartıp daha mutlu olmamızı sağlıyor. Hayatımızdan eşyaları azaltmak minimalizmin direkt tanımı değil. Eşya azaltmak, genellikle minimal yaşayan bir insanın oluşan alışkanlığı. Burada önemli olan, sizin için anlamlı eşyalarla sizi ileriye taşıyan bir hayat yaşamak. Bundan dolayı, nelere değer verdiğinizi ve önceliklerinizi düşünerek yaşamaya başlamanız daha derin bir adım olabilir. (1)
Minimalizm bize neler katabilir?
Minimalizmi bir şekle benzetsem, bir yuvarlak olurdu. Bu yuvarlağın içinde de birbirlerini destekleyen özgürlük ve mutluluk duygularını kuvvetlendiren faktörler var. Bunlar;
– Karar verirken daha az zaman harcamak
– Temizliğin azalması
– Başka şeylere daha fazla zaman ayırabilmek
– Aradığını daha kolay bulmak
– En çok değer verdiğin şeyleri yansıtmak
– Sevdiğin işi yapmak
– Daha üretken olmak
– Daha nitelikli şeylere sahip olmak .
Bunların sağladığı büyük etkiler ise;
– Doğa için fayda sağlamak
– Gelecek nesillere örnek olmak (Hatta, onlara daha güzel bir dünya bırakmak.)
– Başka alanlara da destek vermek. (2)
Kendimize nasıl sorular sorarsak, minimalist hayat tarzımız olur?
Bugünkü hayatıma baktığımda;
1. Daha da anlamlı bir hayat için özellikle hangi alanlarıma odaklanabilirim?
2. Bugünden yarına neler yaparsam daha mutlu bir insan olurum?
3. Daha başka neler yapabilirim?
4. Bu adımları tam olarak ne zaman atmaya başlarım?
5. Bunlar özellikle hangi olumlu değerimi yansıtıyor?
Aşık Veysel hepimizin nakaratını ezbere bildiğimiz “Uzun İnce Bir Yoldayım” eserinde;
“Düşünülürse derince
Uzak gözükür görünce
Yol bir dakka mıktarınca
Gidiyorum gündüz gece” der. (1)
Aşık Veysel ne anlatıyor? Yazıma neden bununla başladım?
Tarihçi ve filozof Yuval Noah Harari dünyada bu kadar canlı varken neden insanın değiştiren canlı olduğunu, yüksek sayıda insan bulunan gruplarda esnek şekilde çalışabilme özelliği ile anlatıyor. En çalışkan olarak adlandırdığımız arılar bile bizim -insanlar- kadar ileri seviyede değil. Grup halinde yaşıyor olsalar bile, insanların karar verme sistemlerine sahip değiller. İnsanlar birbirlerini tanımasalar bile beraber çalışabiliyorlar. (2)
İnsanları özellikle ne ileride tutabiliyor?
Hayal gücümüz ile yaratıp, yaratığımız hikayelere inanabiliyoruz. Başka bir yönden de bakarsak, bir şeyin olma fikrine inanıp yaratabiliyor ve uygulayabiliyoruz. (5)
Bunu hangi aracı kullanarak yapıyoruz?
Dili kullanarak. Dili gerçeklikleri tanımlama ve yeni şeyler yaratmak için kullanıyoruz. Bunu kitlesel bir seviyede iş birliği olarak adlandırabiliriz. Tarihe baktığımızda insan haklarının oluşumunu somut bir örnek olarak gösterebiliyoruz. İnsan hakları, yarattığımız, icat ettiğimiz ve parçası olduğumuz hikayelerle hayat buluyor. Bu açıdan bakınca, kendimizi dil ile dünyayı kontrol eden büyücü veya sihirbazlara benzetebiliriz. (6)
Bunu nasıl yapıyoruz?
Objektif ve kurgusal gerçeklik ile. Objektif gerçekliği yarattığımız kurgusal gerçeklik ile kontrol ediyoruz. Burada dünya ile yerkürenin farkına odaklanmak istiyorum. Merriam Webster’a göre dünyanın tanımı, insan varlığının dünyevi hali. Yani yerkürenin insanlı hali. Gaz bulutu ile oluşan gezegene yeni bir anlam katıyoruz. (7)
Bu soruları cevaplarken sizi 850 yılına götürüp Musaoğulları ile tanıştırmak istiyorum. 3 kardeş olan Musaoğulları Bağdat’da Bilgi Yuvası’ndalar. Onlar “Marifetli Araçlar” kitabını yazdıktan 1000 yıl sonra ilk mekanik bilgisayar bulunuyor. Avrupa bu kardeşlerin eserini okuyarak ilham alıyor. (8)
Neden Musaoğulları’ndan bahsettim?
Teknoloji ve gelişimi çağına göre değerlendirmek gerekiyor. Bu anlamda Musaoğulları hayal gücünün dünyadaki kazanımlarını çok güzel gösteriyor. (12)
Bütün bunları teknoloji çerçevesinden nasıl düşünebiliriz?
2017 CeBIT Fuarı’nda sadece teknoloji uzmanlarının değil, diğer insanlarında içinde bulunacağı Toplum 5.0 açıklandı. “Toplum için teknoloji” amaçlandı. (13)
Toplum 5.0 nedir?
“Nesnelerin interneti ve yapay zeka gibi teknolojileri kullanarak sosyal problemleri çözmeyi ve refah seviyesini yükseltmeyi öngören süper akıllı toplum.” (23)
Bu toplumda herkesin farklı becerilerini her zaman kullanabildiği bir toplum yaratmak isteniyor. (24)
Toplum 5.0 nasıl özelliklere sahip?
Çözüm odaklı, değerlerin yaratıldığı, herkesin çeşitli-birbirinden farklı yeteneklerini kullandığı, herkes için her zaman ve her yerde olanak sağlanması amaçlandığı, dirençli, esnek, insanın doğa ile uyumlu yaşadığı bir toplum. (25)
Toplum 5.0 hangi soruları sorarsak ilerleyebilir?
– Hukuk sisteminde nasıl değişikliklere gidebiliriz?
– Nesnelerin dijitalleşmesindeki bilimsel boşluklar nasıl doldurulur? Bugünden geleceğe nasıl uygulanır?
– Nasıl daha fazla kalifiye personel bulunur? Nasıl daha kalıcı adımlar atılır?
– Sosyo-politik önyargılar yerine nasıl yapıcı fikirlere sahip olabiliriz?
– Toplumsal direncin tam tersi nedir? Onu nasıl hayata getirebiliriz? (26)
(1) “İnsanlık 5.0 I Banu Onaral I TEDxMETUAnkara”, YouTube Video, 19:01, “TEDx Talks” , 30 Ocak, 2017, https://youtu.be/5gC50xQG7yo
Farzedin bir robot ve üç arkadaşınızla herhangi bir oyun oynuyorsunuz ve robot yalnış bir el oynadı. Tam “Robota ne oldu?” diye düşünürken, “ Pardon, yalnış el oynadım. Oyunu bozdum.” gibi bir cümle kuruyor.💬 Tepkiniz ne olurdu? Bu cümleye mi yoksa nasıl hata yaptığına mı odaklanırdınız? 🤖🧐
Yale Üniversitesi’nde tam da yazmış olduğum senaryonun bir benzeri yaşandı. Başka bir deyişle, her şeyi kodlanmış ve makina olarak gördüğümüz robotlar hata yaptıklarında kabul etmek ve şakalar yapmak gibi davranışları göstermeye başladı. Daha kısa bir şekilde yazmak gerekirse, incinebilirlik gösteren davranışlar gösteren robotlar ile eğlenceli bir araştırma yapıldı.
Araştırmaya geçmeden önce, incinebilirlik nedir onu paylaşmak isterim. Doktor Brene Brown “Daring Greatly” kitabında incinebilirliği “Sevgi, aidiyet, sevinç, cesaret, empati ve yaratıcılığın doğum yeridir.” (s.33) şeklinde tanımladı.
Bu ne anlama geliyor? 👀
Makina olarak gördüğümüz robotlar artık insani olarak tanımladığımız özellikleri göstermeye başlayabilir.
Çalışma nasıl tasarlandı?
Araştırmacılar, 153 kişinin üç insandan ve bir robottan oluşan 51 gruba ayrıldığı bir deney yapıldı. Her grup, üyelerin 30 tur boyunca en etkili demiryolu rotalarını oluşturmak için birlikte çalıştığı tablet tabanlı bir oyun oynadı. Gruplar, farklı robot davranışı türleri ile karakterize edilen üç koşuldan biriyle eşleştirildi. Her turun sonunda, robotlar ya sessiz kaldı, ya görevle ilgili tarafsız, görevle ilgili bir ifade (skor veya tamamlanan tur sayısı gibi) ya da bir şaka, kişisel hikaye ya da bir hatayı kabul ederek incinebilirliği dile getirdi; tüm robotlar zaman zaman bir tur kaybetti.
Nasıl sonuçlara varıldı?
1. İnsanlar incinebilir açıklamalar yapan robotlarla takım halinde birbirleriyle konuşmak için yaklaşık iki kat daha fazla zaman harcadılar ve daha fazla keyif aldılar.
2. İnsanlar incinebilir ifadeler duyduklarında, konuşma nötr ifadeler yaptığından daha fazla arttı.Konuşma grup içinde daha eşit haldeydi.
3. Deney ayrıca incinebilir ve nötr robotlara sahip gruplardaki ekip üyeleri arasında sessiz robotlu gruplardaki üyelere göre daha eşit katılım gösterdi. Bu da konuşan bir robotun varlığının insanları birbirleriyle daha uyumlu bir şekilde konuşmaya teşvik ettiğini gösterdi.
Araştırmacılar gözlemlerini nasıl anlattılar?
Sosyal ve Doğal Bilimler Sterling Profesörü Nicholas A. Christakis, “Toplumumuza yapay zeka biçimleri ekledikçe toplumun nasıl değişeceğiyle ilgileniyoruz.İnsan ve makinelerin hibrit sosyal sistemlerini oluştururken, robotik aracıların nasıl programlanacağını değerlendirmeliyiz, böylece birbirimize nasıl davrandığımızı aşamazlar.”
Bilgisayar Bilimleri Bölümü’nde doktora yapan Sarah Strohkorb Sebo, “ Robotların insan alanlarında sosyal etkisini anlamak, robotlar kasıtlı olarak sosyal bir işleve hizmet etmediğinde bile önemlidir. Görevleri bir montaj hattındaki işçilere parçaları dağıtmak olan bir fabrikada bir robot hayal edin. Tüm parçaları bir kişiye verirse, işçiler diğer işçilerin robotun görevde daha düşük olduğuna inanıp inanmadığını sorguladığı garip bir sosyal ortam yaratabilir. Bulgularımız, ekiplerde çalışan insanlar için sosyal katılımı, dengeli katılımı ve olumlu deneyimleri teşvik eden robotların tasarımına katkıda bulunabilir.. ”
Suzanne Simard -Orman Ekolojisi Profesörü- ağaçlar hakkında, “Yerin altında başka bir dünya var.” (1) diyor. Sadece üstünü gördüğümüz bu kocaman yemyeşil dünya bildiğimizden çok daha zengin. Hatta, bir insan gibi paylaşımcı ve sosyal de denilebilinir.
Simard ağaçların arasında iletişim olup olmadığını bulmak için ormanda kağıt huşu, Douglas göknarı ve boylu mazı ağaçlarının 80 kopyasını yetiştirerek bir deney yapıyor. Deneyi yaparken ormanda çalıştığı için şansına da bir anne ayı bol bol ziyaretine gidiyor.
Deneyi nasıl tasarlıyor?
Kanada’da Canadian Tire’de kağıt huşu ağacına karbon-14 radyoaktif gazı, Douglas göknarına da kararlı izotop karbon-13 karbondioksit gazı enjekte ediyor. İki gaz kullanmasının sebebini “Türler arasında iki taraflı iletişimin olup olmadığını merak ettiğim için iki tane izotop kullandım.” (2) şeklinde açıklıyor.
Sonuçlar neler ?
Kullandığı izotoplar iki taraflı bir iletişim olduğunu kanıtlıyor. Kağıt huşu gazı emiyor ve Douglas göknarı ile iletişime geçiyor. Yazları huş ağacı göknara göknarın huş ağacına gönderdiğinden gölgedeyken daha fazla karbon gönderiyor. Sonraki denemelerde de tam tersi gözlemleniyor. Huş ağacı yapraksız kalırken göknar büyüdüğü için, ona daha fazla karbon gönderiyor. (3)
Bu iletişim nasıl kuruluyor?
İletişim karbonla beraber azot, fosfor, su, savunma sinyalleri, allel kimyasalları ve hormonlar ile de kuruluyor. Çalışma sırasında önemli noktalardan birisi de mantarların olması. Ağaçların iletişimi bir tür zeka modeli şeklinde anlatabilinir. Mikorizal ağlar bu iletişimi sağlıyor. Mikoriza mantar kökü anlamına geliyor.
Sürdürebilir bir düzen için ormanları ve ağaçları nasıl korumalıyız?
1. Ormanlara gitmeliyiz.
2. Balta girmemiş ormanları korumalıyız. (Daha az kesim*)
3. Onları kestiğimizde, mirasları, ana ağaçları, ağları, ormanı ve genleri korumalıyız.
4. Çeşitlilik olacak şekilde ağaç ekmeliyiz. (4)
Konuyu toplamak gerekirse;
Doğa her zaman bizi şaşırtıyor. En az bizim kadar paylaşımcı ve kolektif davranışları var. Her ne kadar bizim, insanlar, gibi konuşamasalar bile ormanların kendilerine has bir dili var.
Varsayın elinizde çocuklar için dünyayı daha güzel bir hale getirecek gücünüz var. Bu güç ile neler yapardınız?
Çocuklar çok önemli. Onlar yaratıcılığın, sevginin, ve gözlerinizi sevinçten parlatacak duyguların hepsinin olduğu kişiler. Onlar için sevgiyi hissetmek, her şeyi yapmak için yeterli bir güç. Gözlerinin içlerine bakıp onlarla sevgi ile konuşursanız, size 10 hatta çok daha fazla katını vereceklerdir.
Çocuklar nasıl daha mutlu olurlar? Onlar için nasıl daha fazla şey yapabiliriz?
UNICEF Avustralya bu sene çocukları dinlememizi ve haklarını korumamızı sağlayacak kampanya yönetti. Kampanya hepimizin kullandığı sosyal medya üzerinden tasarlandı. (1)
Kampanya nasıl tasarlandı?
Kampanyada #WorldChildrenDay ve #DünyaÇocukGünü etiketleri ve UNICEF Avustralya’nın resmi hesabını kullanarak, insanlar çocukların çizdikleri resimleri paylaştı. (2) Bununla beraber, kampanya için bir internet sitesi kuruldu. Sitede 30.yılı olan sözleşme ve korumak istediğiniz hakkı – eğitim, korunma, sevgi, eşit bir şans, kendini ifade edebilme, çocukluğunu yaşayabilme, sağlık veya temiz su– seçebildiğiniz bir yapı var. (3)
Sözleşmenin ilk sayfasında yazan “Çocuk haklarına yolculuk” başlığı ve herkesin anlayabileceği dil dikkat çekiyor. Ayrıca sözleşmeyi imzalama kısmında yazan “ Evet. Tüm dünyayı çocuk hakları için daha çok çalışmaya davet ediyorum.” cümlesi gerçekten istenilen etkiyi yaratıyor. (4)
Sözleşme dışında, sosyal medyada da kampanyayı yayabilmeniz için hangi hakkı korumayı seçtiyseniz, o hakkı koruduğunuzu beyan eden bir görsel hazırlanıyor. Böylece sözünüz daha hızlı bir şekilde duyulabiliyor. (5)
Bana göre kampanyanın en özel özelliği ne?
Bence bu kampanya çocuklara başka bir açıdan bakmamızı sağlıyor. Küçük bulduğumuz konularda danıştığımız çocuklara, büyük ve önemli konularda konuşma hakkı vermediğimiz durumlar olabiliyor. (6) Ama farkına varmamız gereken bir şey var; onlar düşünülenden daha bilge. Hatta, dünyayı değiştirebilecek fikirleri var. Onları dinlemeli ve kendilerini güçlü hissedecekleri ortamlar yaratmalıyız.
Bunların dışında projenin akılda kalan önemli kısmı nedir?
Renkler çeşitliliği, zenginliği ve canlılığı yansıtıyor. Renkler bir şeyi diğerinden ayırıyor. Bu projede ise mavi rengi ön plana çıkarılmış. Proje kapsamında Galata Kulesi, Empire State Binası ve dünyanın diğer kent simgelerinde çocuklara haklarının korunduğunu göstermek için mavi ışıklandırma yapıldı. Fotoğrafların hepsine bakınca, insanı mutlu eden bir görüntü oluşuyor.
Fotoğraflar UNICEF’den alınmıştır.*
Son olarak da, geçen yıl Stranger Things dizisinden tanıdığımız Millie Bobby Brown, Dua Lipa, Orlando Bloom ve diğer bilinen ünlüler ile güzel bir video hazırlanmış. Sizin de keyifle izlemenizi dilerim. 🙂
Geçen hafta inanılmaz ilham veren bir konferansa katıldım. Konferans, 16 Ekim 2019 tarihinde gerçekleşti. Bu etkinliğin amacı, koçluğun farklı alan ve disiplinlerle nasıl birleştiğini anlatmaktı.
Konuşmacılar kimlerdi?
Konferansa konuşmacı olarak, Ahmet Akın, Alla Kazajeva, Ann Ridone, Atilla Kıyak, Emre Başkan, Nasuh Mahruki, Nurdoğan Arkış, Ömer Şengüler ve H. Ulaş Özcan katıldı.
Hangi konular konuşuldu?
Konferansta;
Ahmet Akın iş ortamında yaratıcılık,
Alla Kazajeva koçluk kültürü,
Ann Ridone sosyal etki için koçluk,
Atilla Kıyak liderlik ve stratejik düşünme,
Emre Başkan iş dünyasında konfor alanı ve gelecek,
Nasuh Mahruki potansiyellerimize ulaşmak,
Nurdoğan Arkış hayatta yaptığımız seçimler,
Ömer Şengüler iş dünyasında nasıl başarılı olabiliriz,
H. Ulaş Özcan 2050 yılının bize ne getireceği, değerler ve kurumlar hakkında konuştu. ICF Türkiye Başkanları bir panelle konferansı noktaladı.
Neler ön plandaydı? Beni en çok neler etkiledi?
Konferasında temasına bakıldığında öz ve öz ile geleceğe gitmek en çok ön planda olan konulardı. Konuşmacılar bunlara farklı açılardan yaklaşıp, katılımcılara ilham oldular. Elbette bütün konuşmacılar ve yaklaşımları çok değerliydi fakat bana kattıkları yeni bakış açılarıyla en çok etkileyen birkaç konuşma vardı.
Ahmet Akın’ın konuşmasında kullandığı yaratıcılık tanımları ve örnekler beni çok etkiledi. Duchamp benim en sevdiğim sanatçılardan biri. Kavramsal ve çağdaş sanat, sanat anlayışımı değiştiren alanlar oldu. Ahmet Bey’in Duchamp’ın bir eserini kullanması, konuşmasını bende farklı bir boyuta taşıdı. Ek olarak klişelere yaklaşımı da bende yeni bir farkındalık oluşturdu.
Emre Başkan ve H. Ulaş Özcan ise analitik yaklaşımları ile çok değerli bilgiler verdiler. Sundukları veriler ile iş dünyasında baskın düşünceleri ve geleceğin bize neler getirebileceklerini anlattılar. İnsanların ne düşündüklerini somut olarak görmek, geleceği anlamayı kolaylaştırdı.
Son olarak, Nurdoğan Arkış kendimize ve diğerlerine nasıl yaklaşmamız gerektiğini çok güzel bir şekilde anlattı. Dinleyicilerini ben ve sen konumunu dışında, o – iletişimde olmayacağımız ama bizden etkilenebilecek diğer kişiler– konumunu da anlatarak çevremiz hakkında farklı bir bakış açısı kattı.
Yazıyı genel olarak toplamak gerekirse;
7. Koçluk Konferansı beni çok etkiledi. Birçok önemli kişiyle tanışma ve onların konuşmalarını dinleme fırsatı elde ettim. Hepsi bende ayrı izler bıraktı. Dinlediğim her konuşmadan beynime aldığım notlar ile çok güzel bir gün geçirdim.
MIT mühendisleri üzerinde çalıştıkları yeni robotik iplik ile, inme ve diğer beyinle alakalı hastalıklara pıhtı azaltan alternatif bir tedavi üzerinde çalışıyor.
İplik beynin labirent damar sistemi, labrynthine vasculature, gibi dar ve dolambaçlı yollardan aktif olarak kayabiliyor ve manyetik olarak yönlendirilebiliniyor. Gelecekte iplik mevcut endovasküler teknolojilerle eşleştirilerek, doktorların robotu ,hastanın anevrizmaları ve felçlerinde meydana gelen gibi, tıkanıklıkları ve lezyonları hızlı bir şekilde tedavi etmek için hastanın beyin damarlarında uzaktan yönlendirmelerine olanak sağlayabilir.
Doç. Xuanhe Zhao, MIT Üniversitesi, “İnme, Amerika Birleşik Devletleri’nde beş numaralı ölüm ve önde gelen bir sakatlık nedeni. Hastalar akut inme ilk 90 dakika içinde tedavi edilebilirse, hayatta kalma oranları önemli ölçüde artabilir. Bu ‘altın saat’ içinde kan damarı tıkanıklığını tersine çevirecek bir cihaz tasarlayabilirsek, kalıcı beyin hasarını önleyebiliriz. Bu bizim umudumuz.” diyor.
Bu tedavi neden önemli?
Doktorlar genellikle, beyindeki kan pıhtılarını temizlemek için bir cerrahın hastanın ana arterinden genellikle bacak veya kasıktan ince bir tel geçirdiği minimal yayılan bir ameliyat olan endovasküler bir prosedür uygular. X ışınlarını kullanarak kan damarlarını aynı anda görüntüleyen bir fluoroskop tarafından yönlendirilen cerrah, daha sonra teli elle hasarlı beyin damarına doğru döndürür. Etkilenen bölgeye ilaç veya pıhtı alma cihazları iletmek için bir sonda tel boyunca geçirilebilir.
Ekibin bir başka üyesi olan Yoonho Kim, prosedürün fiziksel olarak yoran ve görevde özel olarak eğitilmiş cerrahların fluoroskopiden tekrarlanan radyasyona maruz kalmaya dayanmasını gerektirdiğini söylüyor.
Bu tür prosedürlerde kullanılan teller pasif, yani manuel olarak manipüle edilmeleri gerekir ve hastaya zarar verebilir.
Ekip, laboratuvarlarındaki gelişmelerin hem telin tasarımında hem de endovasküler prosedürleri iyileştirmeye yardımcı olabileceğini fark etti.
Ekibin çalışmaları neler?
Geçtiğimiz yıllar boyunca, ekip bir mıknatısın yönünü takip ederek her iki hidrojelde – çoğunlukla sudan üretilen biyouyumlu malzemeler – ve 3 boyutlu basılmış manyetik olarak çalıştırılan, yalnızca sürünerek, zıplayarak ve hatta bir topu yakalamak için tasarlanabilen malzemeler geliştirdi.
Robotik ipliğin çekirdeği nikel-titanyum alaşımından veya hem nitril hem de yaylı bir malzemeden, “nitinol” den, yapıldı. Büküldüğü zaman şeklini koruyan elbise askısının aksine, bir nitinol tel orijinal şekline dönerek, sıkı, kıvrımlı kapların içinden sarımda daha fazla esneklik sağlar. Ekip telin çekirdeğini, kauçuk parçacıklarından ya da manyetik parçacıklarla gömdüğü mürekkeple kapladı.
Son olarak, manyetik kaplamanın hidrojel ile kaplanması ve bağlanması için daha önce geliştirdikleri temel manyetik parçacıkların yanıt vermesini etkilemeyen ve aynı zamanda telin pürüzsüz, sürtünmesiz, biyouyumlu bir yüzeyle donatılmasını sağlayan kimyasal bir işlem kullandı.
Robotik ipliğin hassasiyetini ve aktivasyonunu, bir kukla ipleri gibi büyük bir mıknatıs kullanarak, ipliği iğne halkasının içinden geçiren bir ipliği hatırlatan küçük halkalardan oluşan bir engel boyunca yönlendirmek için gösterdiler.
Araştırmacılar aynı zamanda ipliği, gerçek bir hastanın beyninin BT taramasından sonra modellenmiş pıhtı ve anevrizmalar dahil olmak üzere beynin ana kan damarlarının yaşam boyu silikon bir kopyasında test ettiler. Ekip, silikon kaplarını, kanın viskozitesini simüle eden bir sıvı ile doldurdu. Ardından, robotu kapların dolambaçlı dar yollarına yönlendirmek için model etrafında büyük bir mıknatısı elle manipüle etti.
Kim, robotik ipliğin işlevsel hale getirilebileceğini, yani özelliklerin eklenebileceğini – örneğin pıhtı düşürücü ilaçlar sağlamak veya lazer ışığıyla tıkanıklıkları gidermek için – söylüyor. Sonraki adımı göstermek için ekip, dişlinin nitinol çekirdeğini bir optik fiber ile değiştirdi ve robotu manyetik olarak yönlendirebileceklerini ve robot bir hedef bölgeye ulaştığında lazeri aktif hale getirebileceklerini buldu.
Bu tedavinin avantajları neler?
Araştırmacılar, hidrojel ile kaplanmış ve hidrojene kaplanmamış robot iplik arasında karşılaştırma yaptı. Hidrojelin dişlinin çok ihtiyaç duyulan, kaygan bir avantaj sağladığını ve sıkışıp kalmadan daha dar alanlarda kaymasını sağladığını buldular. Endovasküler cerrahide, bu özellik, iplik ilerledikçe damar astarlarının sürtünmesini ve yaralanmasını önlemenin anahtarı olacaktır.
Peki bu yeni robot ipliği cerrahları radyasyondan nasıl uzak tutabilir? Kim, manyetik yönden yönlendirilebilen bir telin, cerrahların hastanın tellerini fiziksel olarak hastanın kan damarlarından geçirme zorunluluğunu ortadan kaldırdığını söylüyor. Bu, doktorların bir hastaya ve daha da önemlisi radyasyon üreten fluoroskopa yakın olmaları gerekmeyeceği anlamına geliyor.
Yazıyı toplamak gerekirse;
Tasarlanan iplik bir çok alanda kolaylık sağlayacak. Hastalıklar daha kolay tedavi edilirken, doktorlarında yöntemleri ilerleyecek.
Kim’in dediğine göre, mevcut platformlar manyetik alan uygulayabilir ve fluoroskopi prosedürünü hastaya aynı anda yapabilir. Doktor, manyetik alanı bir joystick ile kontrol eden diğer odada veya hatta farklı bir şehirde olabilir. Umutları bir sonraki adımda robot ipliğimizi yaşayan organizmada test etmek için mevcut teknolojilerden yararlanmak.
İnsanların da süper kahramanlar gibi süper güçleri var! Zihinsel zaman yolculuğu! Bu gücümüz ile medeniyetleri, geçmişi ve geleceğimizi yarattık. (1)
Bu gücü daha güzel bir gelecek yaratmak için nasıl kullanabiliriz?
Çeyrek dönem karı artıran pazarların ortasında anında memnuniyet kazanmayı teşvik eden bir kültürde yaşıyoruz. Toplumların gelecek nesilleri düşünmek için hiç bu kadar önemli zamanı olmamıştı. Daha sıcak bir gezegen ve artan eşitsizliğin gelecekteki tehditlerine hazırlanmalı ve geleceğe yatırım yapmalıyız. Şehirleri canlandırmalı , yiyecek tedarikini korumalı ve hastalıklar için tedaviler bulmalıyız. Kısaca anlatmak gerekirse, gelecek nesillerin bizi güzel hatırlayacağı şeyler yapmalıyız.(2)
Bunu nasıl yapabiliriz?
Bina Venkataraman bunu yapmamız için bir kaç adım anlattı. Bunlar;
1. Geleceği hayal etmeliyiz. Teknolojinin ilerlemesi ile toplum yeniden oluştu. Geçmişte olmayan ve gelecekte , belki de daha da hızlı bir şekilde, yeni yaşam dinamikleri getirecek araçlar var. Bundan dolayı, geleceği uzun süreli tahmin edemeyebiliriz. Uzun süreli çözümler için geleceği yazının başında da yazdığım gibi zihinsel zaman yolculuğu ile hayal etmeliyiz. Bunu rol yapma oyunları ile yapabiliriz. Böylece, olabileceklere bakış açımızı genişletiriz. Bu Pentagon’da da kullanılan bir yöntem.
2. Gençleri dinlemeliyiz. Onlar bu anın ve geleceğin parçası. Farklı bakış açılarıyla bizlere fikir verebilirler. Onlarla daha fazla beraber çalışmalıyız.
3. Miras değil, hatıralar bırakmalıyız. Hatıra derken demek istenilen, gelecek nesillerin bir sonrakine de rahatlıkla bırakabileceği kaynaklar. Onlara öyle şeyler bırakmalıyızki, bulundukları her zamanda kullanabilinir kaynakları olmalı. Şuan bunu amaçlayan Dear Tomorrow adında bir oluşum var. Buradan gelecek nesillere, kendi çocuklarınız veya insanlık olabilir, mesaj bırakabiliyorsunuz. Onlara bırakmak istediğiniz dünyayı anlatabiliyor ve kendi yapabileceklerinizi düşünebiliyorsunuz. (3)
Bina Venkataraman beni nasıl etkiledi?
Venkataraman oldukça değerli fikirleri olan bir kadın. En çok neyin etkilediğini sorarsanız, cevabım insanı merkeze koyan çözüm odaklı adımlar paylaşması. Bir başka beni etkileyen şey ise, teleskop metaforu. Ted konuşmasında teleskop metaforunu gelecek hakkında düşüncelerinde kullanıyor. Tam olarak yazmak gerekirse, “Bunları, ufku taradıklarında kullanılan eski kaptanların gönderdiği teleskoplar gibi bir şey olarak düşünün. Sadece mesafe ve okyanusa bakmak yerine, bu araçlar gelecek zamana bakmak içindir.” diyor. (4)
Konuyu toparlamam gerekirse;
Dünya hem ekolojik hem de fiziksel anlamda büyük bir değişim yaşıyor. Gelecek nesillere yaşayabilecekleri bir dünya bırakmalıyız. Bunun için kullanılmış ve çözüm getirmeyen adımlar yerine, çözüm getiren ileriye dönük adımlar atmalıyız. Bu anlamda “Gelecek nesiller için neler yapabiliriz?” sorusu yeni bakış açıları sağlıyor.
Bu tanıma baktığımızda, insanların dünyadaki varlığını, önemini, görüyoruz. (1) Başka bir tanım daha ekleyecek olursak, bu “ Yerkürenin insanlı hali” olabilir. Yerküre var ama dünya bizimle oluşuyor. “Dünyayı nasıl daha iyi yapabiliriz?” sorusu da odaklanılması gereken önemli sorulardan birisi. Filipinler’de devlet tarafından mezun olacak öğrenciler için yeni bir şart çıktı. Çevre Yasası için Mezuniyet Mirası’na göre mezun olmak isteyen öğrenciler 30 ağaç dikmek zorundalar. (2)
Daha detaylı anlatmak gerekilirse;
Sanayi ve tarım arazilerinin yayılmasıyla Filipinler’de ormansızlaşma artmaya başladı. Tarihe baktığımızda, 1934’den 1988’e kadar 24.2 milyon dönüm kayıp yaşandı. Ormansızlaşmanın önüne geçmek için yeni yasa senatoya gönderildi. (3)
Yasa ile ne amaçlanıyor?
Gary Alejano bir neslin toplam 525 milyar ağaç dikeceğini öngördüklerini söyledi. Yapılan açıklamaya göre, her yıl anaokulundan 12 milyon, liseden 5 milyon ve üniversiteden 500.000 öğrenci mezun oluyor. Bu hesaba göre, her yıl toplam 175 milyon yeni ağaç dikilecek. (4)
* Görseldeki bilgiler Forbes kaynağından alınmıştır.
Yasa nasıl hayata geçecek?
Hükümet fide üretimi, saha tespiti, izleme, değerlendirme ve teknik destek verecek. Dikilecek ağaçlar, bölgelerin topografyasına ve iklim yapılarına göre belirlenecek. Ağaçların dikileceği alanlar; ormanlar, Mangrov ormanları ve sit alanları, askeri ve sivil araziler, kentsel alanlar, aktif olmayan veya terk edilmiş maden sahaları ve diğer uygun alanlar olacak. (5)
Bu yasa neden önemli?
Bu yasa, hem açıklanan rakamlar hem de öngörülen etkiler açısından gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabileceğimizi gösteriyor. Bizim büyükler olarak görevimiz, onlara güzel bir dünya bırakmak. Tekrar yukarıdaki dünya tanımını düşündüğümüzde, insanın varlığını koruması için yeryüzünü de koruması gerekiyor.
*Yerküre: yeryüzü, toprak (Earth kelimesinin türkçe karşılığı)
Sizden, belki de, yıllar yıllar öncesine gidip biyoloji dersinizde RNA ve DNA’yı , nükleik asitler, öğrendiğiniz zamanlara gitmenizi istiyorum. Bu nükleik asitler genellikle renkli kalemlerle çizilerek ya da 3 boyutlu renkli modellerle anlatılırdı. Genetik biliminin en önemli parçalarından biriydiler.
Birmingham’da Alabama Üniversitesinde Doktor Farah Lubin ve ekibinin yaptıkları bir araştırma bilim dünyası ile paylaşıldı. Araştırma NEAT1 adında olan bir RNA hakkındaydı. Araştırmanın sonuçlarına göre NEAT1 hipokampusta bulunuyor ve beynin öğrenme ve hatırlama fonksiyonlarını etkiliyor.
Araştırmayı daha detaylı anlatırsam;
Yapılan araştırmaya göre, NEAT1 hafıza yapılandırmada düzenleyici bir etkiye sahip. NEAT1 öğrenmeyi ve hatırlamayı engelliyor. Daha kolay bir şekilde, NEAT1’ını giden arabanın freni olarak anlatabilirim. Araba çalışsa bile ilerlemesini engelliyor.
Bunun nedeni nedir?
NEAT1 c-FOS denilen gen ile çalışıyor. Bu gende hafızanın oluşmasını sağlıyor. NEAT1 kodlanmayan bir RNA olmasına rağmen genin çalışmasını etkileyebiliyor.
Bu sonuçlara nasıl varılmış?
siRNA tekniği kullanarak yaşlı farelerde bu RNA’yı kapatmayı başarmışlar ve öğrenme ve hatırlamada ilerleme görmüşler.
Bundan sonraki adım nedir?
CRISPR/dCas9 tekniğinin kullanarak NEAT1 ağırlığını arttırdıkları öğrenme ve hatırlama yeteneklerinde azalttıkları daha genç farelerde tersi yönde ilerleme sağlamak.
Çalışmanın önemi nedir?
1.Bu çalışmaya kadar kodlanmayan RNAlar hakkında farklı bir görüş vardı. Çalışmayla beraber diğer kodlanmayan RNAların etkilerinin de bulabilineceği bir yol açıldı.
2.Sonraki çalışmalar NEAT1’ı tamamen kapatmak için CRISPR/dCas9 tekniğine odaklanmalı. Bu şekilde Alzheimer gibi hafıza kaybı yaşanan hastalıklar üzerinde çalışabilirler.
Yazıyı toplamam gerekirse;
NEAT1 kodlanmayan RNA’lar hakkında yeni bir algı yarattı. Bu çalışma ile sağlık alanında diğer kodlanmayan RNA’lar hakkında araştırmalar yapılırsa gelişme sağlanabilir. Son olarak da, Alzheimer gibi ciddi hafıza ilgili hastalıklara yeni bir önleyici oluşturabilinir.