Sizinle okullarda öğrendiğimiz iki tarihi olay paylaşacağım;
1. Hamamda yıkanırken suyun kaldırma kuvvetini bulan ve koşmaya başlayan Arşimet.
2. Başına elma düşmesiyle yer çekimini bulan Newton.
Bu iki olay günümüz biliminin en önemli ama en kısa anlarından olabilir. Yenilik ve ilerlemeye de mutlaka kapı açmıştır. Bu anlara yaratıcılık ve yenilik açısından bakarsak, oldukça ilham verirler. Fakat, izninizle bu bakış açınızı biraz döndürmek istiyorum. 🙂
Bu anların kahramanları bilimde çok önemli olan iki insan. Bu iki insan dışında kaç kişinin başına bir şey düşüyor ve kaç kişi hamamda yıkanırken elindeki tası suyun üstüne koyuyor düşündünüz mü? Diğer bunları yapan ve yaşayan insanları düşündüğünüzde, diğerlerini normal, Newton ve Arşimet’i dahi yapan özellikler hangileri? Bu aslında çok kolay bir soru. Hangi fikre odaklandıkları. Başka bir deyişle, beyinlerinin daha çok hangi fikirlere odaklandığı.
Bu anlattıklarımın yaratıcılıkla nasıl bir bağlantısı var?
Arşimet’i hamamdan dışarı koşturacak veya Newton’u elmaya farklı baktıran nokta yaratıcılığın fark edildiği yer. Ondan önce bizim ve bilimin görmediği bir süreç var; odaklanma. Bir fikre veya hedefe odaklandığımızda beyin fikirleri birbirlerine ekliyor. Yani yeni bir şekil veriyor. (1)
Beyin bunu nasıl yapıyor?
İnsan beyni prefrontal korteksin olmasından dolayı, hayvan beyninden farklı olarak bilgiyi sınırsız bir şekilde işliyor. Algılama ve tepki verme sistemleri farklı çalışıyor. Örnek vermek gerekirse, bir elma düşünün. Hayvanlar elmayı yemek olarak algılarken, insanlar sanat ve yemek gibi bir çok çerçeve içinde düşünebiliyor. Algılanacak şey ne kadar fazla ise, o kadar yaratıcı olma imkanımız oluyor. Deneyimlerimiz de ham maddesi oluyor. Bunu bir bina yapmaya benzetebilirsiniz. Fikirler ne kadar fazla ise, o kadar yüksek bir bina inşa ediyorsunuz. (2)
Yaratıcılık başka nasıl anlatılabilinir?
Hayatımızı yeniden şekillendirme gücü şeklinde anlatılabilinir. Nathan Myhrovald’a göre de, yaratıcılık bir fikri bir yerden alıp başka yere uygulamak. (3)
Nasıl daha yaratıcı olabiliriz?
1. Yeni şeyler deneyerek.
2. Yenilik arayarak.
3. Yaşadıklarınızın hepsini öğreneceğiniz deneyim ve bilgiler olarak görerek. (4)
Yaratıcılığınızı keşfetmek veya daha iyi tanımak için kendinize nasıl sorular sorabilirsiniz?
1. Sizin için yaratıcı olmak nedir?
2. Bu tanıma göre, yaratıcılığı neye benzetirsiniz?
3. Yaratıcılığınızı en çok nasıl bir motivasyonla kullanıyorsunuz?
4. Yaratıcı insanları düşündüğünüzde ortak özellikleri hangileri?
5. Sizin onlarla ortak özellikleriniz hangileri?
6. Bu özellikleri hangi davranışlarınızla yansıtıyorsunuz? Örnek verir misiniz?
7. Hayatınızda bu özellikleri daha sık nasıl kullanabilirsiniz? (5)
Toyohashi Teknoloji Üniversitesi’nde bir araştırma ekibi, resim ve seslere cevaben dikkat çeken tepkiler ile onlar tarafından ortaya çıkarılan duygular arasındaki ilişkinin görsel ve işitsel algıda farklı olabileceğini belirtti. Bu sonuç insan duygularına bağlı gözbebeği reaksiyonlarının ölçülmesiyle elde edildi. Görsel algının tüm dikkat durumlarında duyguları ortaya çıkardığını gösterirken, işitsel algı sadece seslere odaklanıldığında duyguları ortaya çıkarıyor. Böylece görsel ve işitsel uyaranlara yanıt olarak dikkat durumları ve duygular arasındaki ilişkilerdeki farklılıkları gösteriyor.
Araştırma nasıl yapıldı?
Araştırma ekibi, deneydeki katılımcılardan duygusal tepkilerin görsel ve işitsel algı arasında nasıl farklılaştığını araştırmak için duygusal olarak uyandıran resimler ve sesler sunulduğunda çeşitli dikkat durumlarına karşı onları uyarmak için dört görev gerçekleştirmelerini istedi. Duygusal yanıtların fizyolojik bir göstergesi olarak göz hareketi ölçümleriyle elde edilen gözbebeği yanıtlarını da karşılaştırıldı. Sonuç olarak, görsel algı (resimler) tüm görevlerin yerine getirilmesi sırasında duyguları ortaya çıkarırken, işitsel algı (sesler) sadece seslere dikkat edilen görevlerin yerine getirilmesinde gerçekleşmişti. Bu sonuçlar, dikkatli durumlar ile görsel ve işitsel uyaranlara duygusal tepkiler arasındaki ilişkide farklılıklar olduğunu gösteriyor.
Bu araştırmanın önceki araştırmalardan farkı nedir?
Satoshi Nakakoga “Geleneksel olarak, öznel anketler duygusal durumları değerlendirmek için en yaygın yöntem olmuştur. Ancak bu çalışmada, bir tür görev yapılırken duygusal durumları çıkarmak istedik. Bu nedenle, bilişsel durumları yansıtan biyolojik sinyallerden biri olarak çok fazla ilgi gören gözbebeği tepkilerine odaklandık. Görsel ve işitsel algı nedeniyle duygusal uyarılma sırasında dikkat durumları hakkında birçok çalışma yapılmış olsa da, bu durumları duyular arasında karşılaştıran daha önce yapılmış bir çalışma yok ve bu ilk deneme ” diyor.
Ayrıca, araştırma ekibinin lideri Profesör Tetsuto Minami, “Akıllı telefonlar ve diğer cihazlar aracılığıyla çeşitli görsel medya ile temasa geçmek ve bu görsel ve işitsel bilgiler yoluyla duyguları uyandırmak için daha fazla fırsat var. Ortaya çıkan duyguların insan davranışı üzerindeki etkileri de dahil olmak üzere duyguları ortaya çıkaran duyusal algı hakkında araştırmaya devam edeceğiz. ” dedi.
Hayatta aldığınız ve alacağınız kararlar somut bir sembol olsa ne olur? O sembol nasıl büyür/ilerler?
Son zamanların en çok konuşulan sanatçılarından biri olan Shantell Martin, hep çizgileri takip ediyor. Çizgiler nereye nasıl gideceklerini biliyorlar. Onun tek yapması gereken, çizgileri takip etmek. Çizgi, onun için kalemle çizdiğimiz bir şeyden daha fazla. Çizgi, nereye gideceğini bilen ve onu anlatan resimlerin baş kahramanı ve kendini ifade şekli. (1)
Çizgiler ne yapar?
Bu sorudan önce, “Çizgiler neler yaratır?” sorusunu yanıtlamak gerekiyor. Çizgiler resimleri, kelimeleri ve bizi ifade eden her şeyi yaratabilir. Shantell Martin’i izleyene ve dinleyene kadar, kelimeler ile resim figürlerini ayırırdım. Fakat Martin’i izlediğim bir videoda kelimelerin de çizgilerden oluştuğunu duyduğumda yeni bir şey fark ettim; herkes kendini bir şekilde farkında olmadan ifade ediyor. Ben yazıyorum. Ayşe çiziyor. Hakan yazılanları sesli şekilde okuyor. (2)
Bu ne anlama geliyor?
Belki de bütün düşünürlerin ortak soruları olan, “Sen kimsin? Kendini bilmek için neler yapıyorsun?” çok önemli. (3) Kendini bilmeyen kendini tanımlayamıyor ve onu en mutlu eden yoldan uzak bir yerde hayatını yaşadığını düşünüyor. Bu soruları kendimize bazen soramayız ama, cevabını bulduğumuzda tadını çıkara çıkara yaşarız. Bu soruyu kolaylaştırmak gerekirse, “Seni tanımlayan özelliklerin neler? Onları seni en destekleyecek şekilde nasıl yansıtırsın?” soruları da etkili olabilir. Davranışlarımız bizi tanımlayan özelliklerimiz ise, bence kendimiz düşündüğümüzden daha da yakında.
Shantell Martin’e geri dönersek, o “kendin olma” halini nasıl anlatıyor?
Onu seyrederken özellikle merak, özgürlük ve deneyimleme kavramları çok dikkatimi çekti. Onun resim çizme sürecini adım adım anlatacak olursak, tuvale kalemini koymadan önce bir açma ve kapama düğmesi var. Bu düğme neyi açıyor? Düğmeyi açınca, tuval özgürlük , fikir, hayal gücü ve olasılıkların olduğu bir yere dönüşüyor. Çizgi ile resmin iskeleti, ana hattı ve temeli oluşuyor. (4)
Shantell Martin tuvali nasıl dolduruyor?
Anda kalarak çizgilerin oluşturduğu şekilleri tamamlıyor. (5)
Shantell Martin beni neden etkiledi? Nasıl bir farkındalık yarattı?
Kendisiyle uyum içinde, evi bildiğimiz ev gibi değil onunda ev algısını yansıtacak şekilde çizmesi ve cesur olması beni etkiledi. (6)
Bu özellikleri bende “Ben kimim?”, “Kendimi, kendimle uyumlu bir şekilde ifade ediyor muyum?”, “Ben nasıl çizgiler çizerim?”, “Benim çizgilerim nasıl şekiller çıkarır?”, “Hangi duygularımı, değerlerim ve inançlarımı yansıtıyorlar?” gibi kendimle alakalı sorular uyandırdı. Şimdi izninizle ben de size bir soru sormak istiyorum. 🙂 Elinizde olan kullanabileceğiniz bütün kaynakları düşündüğünüzde, bu anlamda siz en iyi şekilde kendinizi nasıl ifade ediyorsunuz?
Aşık Veysel hepimizin nakaratını ezbere bildiğimiz “Uzun İnce Bir Yoldayım” eserinde;
“Düşünülürse derince
Uzak gözükür görünce
Yol bir dakka mıktarınca
Gidiyorum gündüz gece” der. (1)
Aşık Veysel ne anlatıyor? Yazıma neden bununla başladım?
Tarihçi ve filozof Yuval Noah Harari dünyada bu kadar canlı varken neden insanın değiştiren canlı olduğunu, yüksek sayıda insan bulunan gruplarda esnek şekilde çalışabilme özelliği ile anlatıyor. En çalışkan olarak adlandırdığımız arılar bile bizim -insanlar- kadar ileri seviyede değil. Grup halinde yaşıyor olsalar bile, insanların karar verme sistemlerine sahip değiller. İnsanlar birbirlerini tanımasalar bile beraber çalışabiliyorlar. (2)
İnsanları özellikle ne ileride tutabiliyor?
Hayal gücümüz ile yaratıp, yaratığımız hikayelere inanabiliyoruz. Başka bir yönden de bakarsak, bir şeyin olma fikrine inanıp yaratabiliyor ve uygulayabiliyoruz. (5)
Bunu hangi aracı kullanarak yapıyoruz?
Dili kullanarak. Dili gerçeklikleri tanımlama ve yeni şeyler yaratmak için kullanıyoruz. Bunu kitlesel bir seviyede iş birliği olarak adlandırabiliriz. Tarihe baktığımızda insan haklarının oluşumunu somut bir örnek olarak gösterebiliyoruz. İnsan hakları, yarattığımız, icat ettiğimiz ve parçası olduğumuz hikayelerle hayat buluyor. Bu açıdan bakınca, kendimizi dil ile dünyayı kontrol eden büyücü veya sihirbazlara benzetebiliriz. (6)
Bunu nasıl yapıyoruz?
Objektif ve kurgusal gerçeklik ile. Objektif gerçekliği yarattığımız kurgusal gerçeklik ile kontrol ediyoruz. Burada dünya ile yerkürenin farkına odaklanmak istiyorum. Merriam Webster’a göre dünyanın tanımı, insan varlığının dünyevi hali. Yani yerkürenin insanlı hali. Gaz bulutu ile oluşan gezegene yeni bir anlam katıyoruz. (7)
Bu soruları cevaplarken sizi 850 yılına götürüp Musaoğulları ile tanıştırmak istiyorum. 3 kardeş olan Musaoğulları Bağdat’da Bilgi Yuvası’ndalar. Onlar “Marifetli Araçlar” kitabını yazdıktan 1000 yıl sonra ilk mekanik bilgisayar bulunuyor. Avrupa bu kardeşlerin eserini okuyarak ilham alıyor. (8)
Neden Musaoğulları’ndan bahsettim?
Teknoloji ve gelişimi çağına göre değerlendirmek gerekiyor. Bu anlamda Musaoğulları hayal gücünün dünyadaki kazanımlarını çok güzel gösteriyor. (12)
Bütün bunları teknoloji çerçevesinden nasıl düşünebiliriz?
2017 CeBIT Fuarı’nda sadece teknoloji uzmanlarının değil, diğer insanlarında içinde bulunacağı Toplum 5.0 açıklandı. “Toplum için teknoloji” amaçlandı. (13)
Toplum 5.0 nedir?
“Nesnelerin interneti ve yapay zeka gibi teknolojileri kullanarak sosyal problemleri çözmeyi ve refah seviyesini yükseltmeyi öngören süper akıllı toplum.” (23)
Bu toplumda herkesin farklı becerilerini her zaman kullanabildiği bir toplum yaratmak isteniyor. (24)
Toplum 5.0 nasıl özelliklere sahip?
Çözüm odaklı, değerlerin yaratıldığı, herkesin çeşitli-birbirinden farklı yeteneklerini kullandığı, herkes için her zaman ve her yerde olanak sağlanması amaçlandığı, dirençli, esnek, insanın doğa ile uyumlu yaşadığı bir toplum. (25)
Toplum 5.0 hangi soruları sorarsak ilerleyebilir?
– Hukuk sisteminde nasıl değişikliklere gidebiliriz?
– Nesnelerin dijitalleşmesindeki bilimsel boşluklar nasıl doldurulur? Bugünden geleceğe nasıl uygulanır?
– Nasıl daha fazla kalifiye personel bulunur? Nasıl daha kalıcı adımlar atılır?
– Sosyo-politik önyargılar yerine nasıl yapıcı fikirlere sahip olabiliriz?
– Toplumsal direncin tam tersi nedir? Onu nasıl hayata getirebiliriz? (26)
(1) “İnsanlık 5.0 I Banu Onaral I TEDxMETUAnkara”, YouTube Video, 19:01, “TEDx Talks” , 30 Ocak, 2017, https://youtu.be/5gC50xQG7yo
Beraber geçirdiğimiz bu zor dönemde birlik ve beraberliğimiz çok önemli. Yalnız değiliz. Şuan dünyadaki herkes aynı durumda. 🌏 Birbirimize ne kadar destek verirsek, bu süreci o kadar dingin atlatırız. Ben de bu dönemde sizlerle daha fazla beraber olmak istiyorum. Profesyonel Çözüm Odaklı Kariyer ve İletişim Koçu olarak, benimle iletişime geçeçek 8 kişiye ücretsiz online koçluk yapmayı amaçlıyorum. Bana sitemin iletişim bölümünden ulaşabilirsiniz. 💬😊
Yazıma ve köşeme başlamadan önce içtenliğimle paylaşmak istediğim bir şey var. İşinden ve diğer sebeplerden dolayı dışarıya çıkmak durumunda olan herkese öncelikle saygılarımı sunarım. Bu köşeyi hazırlarken size son derece saygı duyuyorum. 🙏🏻 Bu sürecin en hızlı şekilde sona ermesi ve insanların evlerinde kendilerini ve sevdiklerini korudukları bir zaman diliyorum. ⭐️🍀
Dünya son zamanlarda ülke, dil ve yaşam farklılıklarının bir kenara koyulup birlik halinde hareket edilmesi gerekilen bir süreçten geçiyor. 🌏 Yapılması gerekilen ise tek şey; evde kalmak. Peki evde kalırken neler yaparsak bu her anlamda daha dingin ve destekleyici bir şekilde geçer? Bu sorunun cevabını sizinle paylaşacağım sorular ve keyifli bulduğum şeylerle vereceğim. Amacım, size keyif alacağınız, yüzünüzde bir gülümseme oluşturucak ve ihtiyacınız olduğunda tekrar bakacağınız kaynakları sunmak.
💭Başka hangi filmler “Inside Out” filmi gibi değerli olduğumuzu söylüyor? 😊Bu filmleri izlerken sizi gülümseten başka hangi mesajları alıyorsunuz? 📸Görsel Pixar‘dan alınmıştır.
30. Nisan. 2020
1. Mayıs. 2020
2. Mayıs. 2020
🤩Şu an elinizde kullanabileceğiniz bütün kaynakları düşündüğünüzde, neler yaparsanız daha mutlu olursunuz?
3. Mayıs. 2020
4. Mayıs. 2020
5. Mayıs. 2020
6. Mayıs. 2020
7. Mayıs. 2020
8. Mayıs. 2020
GDT Yılın Doğa Fotoğrafçısı Yarışmasının Kazananları Belli Oldu The German Society for Nature Photography, 2020 Yılın Doğa Fotoğrafçısı Yarışması’nın kategorilerinde kazananlarını açıkladı. Yazının devamına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Görsel ve yazı kaynağı: Bigumigu*
9. Mayıs. 2020
10. Mayıs. 2020
11. Mayıs. 2020
12. Mayıs. 2020
13. Mayıs. 2020
14. Mayıs. 2020
15. Mayıs. 2020
16. Mayıs. 2020
17. Mayıs. 2020
18. Mayıs. 2020
Siz ne görüyorsununuz? ☺️ #bakışaçısı #farklılık Görsel: Haley Weaver Instagram @haleydrewthis
19. Mayıs. 2020
20. Mayıs. 2020
Şu an kullanabileceğiniz bütün kaynakları düşündüğünüzde, merakı nasıl tanımlarsınız?
En son yaptığınız konuşmayı düşündüğünüzde ne kadar dinleyen ve konuşan taraftanız? Karşınızdaki kişi(ler) konuşma sonunda nasıl yüz ifadeleri ile yanınızdan ayrıldı?
Mevlana “Söz söylemek için önce duymak, dinlemek gerek, sen de söze dinlemek yolundan gir.” der. Yazar olan Celeste Headlee de, konuşmanın karşılıklı bir top yakalama oyunu olduğunu söylüyor. Eşit sayıda atma ve yakalama olmalı. Dinlemek verdiğim örneklere de bakılırsa, iletişimin en önemli etkenlerinden biri ve kötü bir dinleyici kötü bir konuşmacı oluyor.(1)
Dinlemek neden önemli?
Dinlemek karşı tarafı anlamayı ve karşı tarafın önemsediği şeyleri öğrenmeyi sağlar. Tartışmalara daha hızlı çözümler sunar ve en önemlisi kuvvetli ilişkiler kurmanızı sağlar. Dinlemenin ciddi ortamlarda katkısı ise, daha az hata ve zaman kaybı olur. (2) Tarihe baktığımız zaman iyi liderlerin ortak özelliklerinden biri iyi dinleyici olduğunu görüyoruz. Yoksa halkın onları benimsemeleri o kadar kolay olmayabilirdi. Dinlemek anlamayı ve anlama da güzel cevapları getiriyor. Don Miguel “Dört Anlaşma” kitabında düşüncelerimizin ifadesi olan sözü büyü olarak tanımlıyor. (3) İnsanlar duyulmak ve anlaşılmak istiyor.(4) İnsanlar sosyal hayvanlardır söylemi oldukça doğru.
Bir koç için dinlemek neden önemli?
İyi bir çözüm odaklı koç güzel sorular sorandır. Karşısındaki ile uyum içinde olan ve onu odak noktası yapandır. Akış içinde sezgisel olarak bir sonraki soruyu bulabilendir. (5) Karşısındaki kişinin ihtiyaçlarını onunla beraber anlayıp, tam da o ihtiyaca yönelik soruları sorandır. Kısa anlatmak gerekirse; koç iyi dinlemeyle koçluk alanla uyumu kurandır. Marilyn Atkinson yazısında iyi bir koç için orkestra yöneten bir şef gibi kemanlar ve pes sesleri aynı anda duyabilmeli diyor. Bu örnek bir görüşmede koçluk alanın söyledikleriyle beraber söylemedikleri, değerleri, inançları ve vurgularını duyma anlamına geliyor. (6)
Nasıl daha iyi dinleyebiliriz?
Günlük hayatta daha iyi dinlemek için karşımızdaki kişinin söylediklerini büyük bir ilgi ile dinlediğimizi belli edebiliriz. Bunun için karşı tarafa odaklanıp fiziksel anlamda da ona doğru dönmeliyiz. Vücut dili iletişimde ilişkiyi kuvvetlendiren bir şey. Konuşurken birisi siz yerine başka bir yere bakıyor veya dönük duruyorsa dinlenmediğinizi anlar ve rahatsız olursunuz. Bir başka önemli şey ise, karşı tarafın cümlelerini tamamlamasına izin vermektir. Birisinin sözünü kesmek, “Ben sana saygı duymuyorum.”, “Benim söyleyeceklerim seninkilerden daha önemli” ve benzeri anlamlara gelir. Bir başka yapabileceğiniz şey de, kendinizi karşınızdakinin yerine koymak. (7) Fakat burada çok önemli bir nokta var. Empati yapmak onun yaşadığını yaşadığınız anlamına gelmiyor. His, kişisel yaşanan ve deneyimlerimizi etkileyen bir şey. Bundan dolayı, o hissin kişideki anlamını bilmeden konuşayamayız. Yapılacak en güzel şey, “Bunu yaşamak sana ne hissettirdi?” ve “Senin için bu hissin anlamı nedir?” sorularını sormak olabilir. İnsanlar dinlenmek için konuşurlar ve karşınızdaki bu soruları sorduğunuzu duyarsa önemsendiğini hissedecektir. Dinlerken en önemli şey deminde yazdığım gibi karşınızdaki kişiye tam olarak odaklanmaktır. (8) Konuşma enerji ister. Eğer o an konuşmaya odaklanamayacak haldeyseniz, dürüst bir şekilde o an dinleyecek halde olmadığınızı ve başka bir zamanda daha dinleyebilecek halde olduğunuzu belirtebilirsiniz. (9)
Karşıdaki sizin gibi konuşmaya odaklanmıyorsa?
Eğer karşınızdaki sizin gibi odaklı değilse, ilgisini çekebilecek bir konu açabilirsiniz. Fakat konuşma çoktan bitmiş ve kişi vücut dilini de kapatmışsa, yapmanız gereken şey konuşmayı bitirmek. Konuşmak top atma ve yakalama oyunu. Sadece siz topu atamazsınız. (10)
Konuyu nasıl toparlarım?
Dinlemek, iletişimin en önemli yetkinliklerinden biri. İyi bir dinleyici iyi bir konuşmacı anlamına da gelir. İnsanlar anlaşılmak ve paylaşmak için konuşurlar. (11) İyi bir koç aynı zamanda çok da iyi bir dinleyici olmalıdır. Şahsi olarak, koçluk eğitimine başladığımdan beri insanlarla daha güzel bir iletişim içinde olduğumu söyleyebilirim. İnsanlar dinlenmek istiyor ve dinlendiğini anladıkça size daha da fazla önem veriyorlar. Biz sevgi varlıklarıyız. Anlaşılmak ve anlaşıldığımızı hissetmek, bizi motive eden etkenler. İnsanları yakınlığınıza göre ayırmanızda bunlar önemli rollere sahip. Ayrıca dinlemek sadece başkalarını değil, kendiniz için de çok faydalı bir şey. Kendinizi tanımak için kendinizi dinlemeli ve içinizdeki sizle bağınızı kuvvetlendirmelisiniz.
Arabanızı park ettiğiniz yeri nasıl hatırlarsınız?
Neil Burgess bu sorunun cevabını anısal hafızanızı kullanarak hatırlarsınız olarak veriyor. (1)
Anısal hafıza nedir?
Geçmişte deneyimlediğiniz şeyleri tekrar deneyimlemenizi sağlayan hafıza türü. Beynimiz bunu deneyimleri kaydeden merkezi hipokampusten bilgileri alarak gelecek zamanlarda deneyimleri tekrar yaşamamızı sağlar. (2)
Bunu nasıl yapar?
Bu soruyu cevaplarken 2014 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’ne layık görülmüş John O’Keefe, May-Britt Moser ve Edvard I. Moser‘ın yaptıkları içsel konumlandırma çalışmalarından bahsederek cevap vereceğim.1971’den başlayarak O’Keefe yer hücrelerini buldu ve 2005 yılında May-Britt Moser ve Edvard I. Moser şebeke hücrelerini bularak araştırmaya katkı sağladılar. Heyet te buna bağlı kalarak ödülün %50’sini O’Keefe’e ve diğer paydayı da, %50, %25 – %25 bölerek May-Britt ve Edvard I. Moser’e layık gördü. (3)
Araştırmanın sonuçları nelerdi?
1971 yılında O’Keefe sıçanlar üzerinde yaptığı çalışmada gezindikleri odanın her bir yerinde beyinlerinde ayrı sinir hücresinin etkinleştiğini gözlemledi. Yer hücresi denilen bu hücreler birleşince odanın haritasını çıkardılar. 2005 yılında da May- Britt Moser ve Edvard I. Moser şebeke hücrelerini keşfederek çalışmaya katkıda bulundular. (4)
Yer duygusu ve yön bulma becerisi nedir?
“Yer duygumuz ve yön bulma becerimiz beynimizin en temel işlevleri arasında. Yer duygusu, vücudumuzun bulunduğumuz ortam içindeki konumuna yönelik bir algı sağlar. Bu duygu, yön bulma sırasında bir uzaklık ve yön duygusuyla bağlantılı olarak işler. Bu uzaklık ve yön duygusu ise hareketi ve önceki konumların bilgisini temel alır. Çevremizi tanıyıp hatırlayarak yolumuzu bulmamız bu mekânsal işlevler sayesinde mümkün olur.” (5) Kendi kelimelerimle açıklayacak olursam, yer ve şebeke hücreleri bulunduğumuz mekanı kaydederek gelecek zamanlarda hatırlamamızı sağlar.
Yer duygusu ve yön bulma becerisi nasıl hücreler ile oluşuyor?
Yazının devamına göre “Bu hücreler, entorinal kortekste bulunan ve başın yönü ile odanın sınırlarını tanımayı sağlayan başka hücrelerle birlikte çalışarak hipokampustaki yer hücreleriyle sinirsel devreler kuruyor. İşte bu devre sistemi beynimizde kapsamlı bir konumlandırma sistemi oluşturuyor” (6)
Konuyu toparlamak gerekirse;
Anısal hafıza yer duygusu ve yön bulma becerisi için oldukça önemli. Yer ve şebeke hücrelerinin içsel konumlandırma sistemimize katkıları birçok diğer çalışmalar ile de kanıtlanmış. Bunlardan önemli bir tanesi Brenda Milner’ın hastası Henry Gustav Molaison‘ın, literatürde H.M olarak bilinir, 27 yaşında hipokampusunun alınmasından sonra yaşadığı hafıza kaybı oldu. Hasta 1966 yılında 40. yaş gününde kendi fotoğrafını gördüğünde kendisini tanıyamadı. Kendisini hala 27 yaşında sanıyordu. Bu ve diğer acı eşiğinde değişim gibi diğer sonuçlarla da beraber, H.M sinirbilimine çağ atlatacak bulgulardan birini sundu. (7) Brenda Milner ve diğer bilim insanları yaptığı çalışmalarla beraber anısal hafıza ve hipokampus arasındaki bağı gösterdi.
(1)“ Short term Memory Neil Burgess”, YouTube Video, 10:54, “ Serious Science” , 25 Mayıs, 2018, https://youtu.be/UFE7vyqoiGU
(2)“ Short term Memory Neil Burgess”, YouTube Video, 10:54, “ Serious Science” , 25 Mayıs, 2018, https://youtu.be/UFE7vyqoiGU
(3) İlay Çelik, Yolumuzu Bulmamızı Sağlayan Sistemin Keşfi Nobel Kazandırdı
Biz teknoloji, bilim, iletişim ve diğer alanlarda olan gelişmelere bakarsak en ayrıcalıklı ve rahat yaşayan insanlarız. Yaşamak için daha heyecan verici bir dönem daha olmadı. 21. Yüyzılın gelişmeleri ile yıldızlara ulaşabilir, istediğimiz kişiyle hemen iletişim kurabilir ve istediğimiz hayatı yaratabiliriz. Büyük ve küçük kavramları ise yeni anlamlarıyla gelişim ve ilerlemeye bakış açımızı değiştirdi. Artık bir şirketin veya başka şeylerin büyük veya küçük olması sürdürebilirliği ile bağlantılı. (1)
İlk yazımda da kullandığım bu kısım, günümüz dünyasını en güzel şekilde anlatıyor. Bir saniyede başarılı olabilir ve aklınıza bile gelemeyen alanlarda ilerleyebilirsiniz. Bu yeni dünya bize yeni bakış açıları sunarken sorunları çözmek için yollar da gösteriyor. Bu yazımda koçluğun tanımını yaparken biraz daha sosyal bir seviyeye çıkıp dünya oyunu metaforundan bahsedeceğim. Dünya oyunu metaforu Marilyn Atkinson tarafından sunulmuş yeni bir tanım. Bir koç olarak dünya oyuncusu olmak beni mutlu eden katkılarından biri.
Dünya oyunu nedir?
Çözüm odaklı koçluk yapıcı bir düşünce sistemine sahip. Farklı düşünce yapıları, kapalı uçlu konuşmaları ve otoriter yapıları oluşturuyor. Bunu aşmak için insanların taze bir bakış açısına sahip olmaları gerekiyor. Dünya oyunu taze bakış açısını getirebilecek yollardan biri. Evet/hayır düşünme sistemi insanlara daha dar açıdan baktırırken, dünya oyunu evet /ve düşünme sistemini oluşturuyor. (2)
Evet/ve nedir?
Çözüm odaklı koçluğun en güzel yanlarından biri farketmediğiniz diğer bakış açılarınızı görmeye başlamak. Başka bir deyişle; bir şeyi birden fazla sizi destekleyen şekilde yapabilmek. Beynimiz bir şeyi nasıl deneyimlediğimizden bağımsız her şeyi olumlu algılar. Bir şeyi yaşıyor olmak onu o şekilde kaydetmek için yeterlidir. Tatmin olmama durumuna geldiğiniz noktaya kadar her şey bizim için normaldir. Farklı noktalardan bakmak, başka çözümlerin de olduğunu gösterir. Bu kısmı toparlamak gerekirse; evet/hayır düşünme sistemi bizi iki odakla düşündürürken evet/ve düşünme sistemi bize bütün yelpazeyi gösterir. (3)
Neden oyun?
Marilyn Atkinson bir röportajda dünya oyununu anlatırken gelecekte de devam edebilecek, “ben oynamak ister miyim ?” sorusunu soracağımız ve evet cevabını vereceğimiz bir yaşam oluşturmaktan bahsediyor. Oyun geleceği sürdürebilir şekilde devam ettirmemiz için kullanılan bir metafor. (4)
Bu oyun nasıl oynanır?
Bu oyun Biz olarak oynanır. Biz olmak insanların yaş, cinsiyet, ırk, din, engel, politik ideolojiler, tarih ve meslek farketmeksizin birlik olması ve birleşmesi anlamına geliyor. Bu hepimizin dünyayı daha iyi bir yer yaptığı bir oyun. Biz bir bütünün parçası olarak bütünlüğümüze geri döner ve insanlığın iyiliği için beraber hareket edersek dünya daha güzel bir yer olur. Başka bir deyişle dünyaya daha geniş bakarsak daha zengin bir yaşam yaratırız. (5) Tarihe baktığımızda bu düşünceye ilham olan kişilerden biri Galileo. Galileo mühendis, matematikçi ve birçok ünvana sahip. Fakat, onu ilham kaynağı yapan ünvanlarından biri teleskobun yaratıcısı olması. Galileo teleskobu icat ederek bir gerçeğin nasıl yeniden inşa edilebileceğini gösterdi. İnsanlar Jupiter’in 4 ayını görebiliceklerdi. O zamanın inançları ve gerçeklerine bakıldığında, gökyüzüne bakabilmek akla gelmeyecek bir düşünceydi. Bu icat onun gelecek algısı ve oluşan resme ne kadar bağlı olduğunu gösterdi. (6)
Yazdıklarım genel olarak toparlarsam;
Gerçeklik herkese göre değişen ve anlamı bulunan duruma göre çeşitlilik de getiren bir şey. Bundan dolayı aynı gözüken olaylar ve durumlar farklı şekilde görülebiliniyor. (7) Bu maalesef fikir ayrılıkları ve sonra da dünyanın geleceğini tehlikeye sokabilecek sonuçlara yol açabiliyor. Bizim yapmamız gereken farklılıkları avantaja çevirip Galileo’nun yarattığı gibi potansiyellerimizin birleştiği yeni bir gerçeklik yaratmak.(8) Biz bir şeyin parçasıyız ve o da bizim. Getirdiği farklı bakış açıları ile koçluk bu şekilde çok güzel bir araç. Bir şeyi düşünürken kendimize neden, nasıl, ne ve kim için sorularını sormamız gerekiyor. (9) Bu soruları sorarken kıvılcım anını kullanmamız gerekiyor. Malcolm Gladwell kitabında kıvılcım anı dediğimiz anı şu şekilde tanımlıyor;
Bir fikrin, bir trendin veya davranış biçiminin, herhangi bir nedenle bir eşiği aştıktan sonra hızla yayılmaya başladığı o büyülü nokta.
Kitabın kabında sorduğu “Küçük şeyler nasıl büyük farklar yaratır?” sorusu da gerçekten akılda kalıyor. Bu büyülü nokta insanların biz olarak taze bir bakış açısı yaratmasını sağlayan araç. (10) Bu nokta ile daha sürdürebilir bir gelecek daha hızlı oluşur ve torunlarımıza yaşanabilir bir dünya bırakırız. (11) Yazımı bitirirken izninizle size son bir soru sormak istiyorum; O küçük şeyleri farkettiğinizde hayatınızda nasıl farklılıklar görürsünüz?